VALİZLİK BAVULLUK

VALİZLİK BAVULLUK
VALİZLİK BAVULLUK

2 Ekim 2013 Çarşamba

NURUOSMANİYE CAMİİ

NURUOSMANİYE CAMİİ
NURUOSMANİYE CAMİİ
Vakıflar Genel Müdürlüğü'nün Nuruosmaniye Camii'nde 17 milyon TL'lik bütçeyle yaptırdığı restorasyon; mimarlık tarihi açısından çok önemli 2 sırrı günyüzüne çıkardı.


Osmanlı mimarisinde bir dönüm noktası kabul edilen ilk barok cami Nuruosmaniye'de Türkiye'nin ilk fore kazık sistemine ulaşıldı. Restorasyon ekibi, bunun sevincini yaşarken 'Osmanlının Nuru' diye bilinen Nuruosmaniye Camii'nde çalışmalar gerçek anlamda derinleştirildi.
NURUOSMANİYE CAMİİ
NURUOSMANİYE CAMİİ
420 KAMYON BALÇIK
Caminin altından tam 420 kamyon balçık çıkarılarak, 8.5 metre derine inildi. 255 yıllık tarihi caminin altında şimdiye kadar hiç kimsenin bilmediği; 825 metrekare kullanım alanlı, 2 bin 42 metrekare büyüklüğünde bir alana ulaşıldı. 12'si oda toplam 19 bölme ve halen işlev gören bir kuyuya ulaşıldı.
17 MİLYON TL'LİK RESTORASYONVakıflar Genel Müdürlüğü camiyi, 2 yıl önce restorasyona aldı. Aslına uygun restorasyon için Prof.Dr. Füsun Alioğlu, Prof. Dr. Feridun Çılı, Doç. Dr. Ahmet Güleç ve Yard. Doç. Dr.Ahmet Vefa Çobanoğlu'ndan Süleymaniye Bilim Kurulu oluşturuldu. Restorasyon için şimdiye kadar toplam 17 milyon ödenek ayrılırken, ortalama 20 milyon TL'ye tamamlanması ve 2014'de tamamen bitirilmesi hedefleniyor.
12 ODA 19 BÖLÜMBir su sarnıcına da benzeyen yapı topluluğu içerisinde revaklı avlunun tamamını içerisine alan 12 oda dahil 19 ayrı bölümden oluşan sütunların yer aldığı ve Yerebatan Sarnıcı'na benzeyen bir yapı topluluğuna ulaşıldı.
ERTEM: MÜZE OLARAK DEĞERLENDİRİLEBİLİRVakıflar Genel Müdürü Dr. Adnan Ertem: "Nuruosmaniye Camii'nin altında bir Nuruosmaniye daha var. Cami yapısı gibi bir yapı topluluğu daha ortaya çıktı. Asırlar önce depreme karşı radye temel kullanılmış. İlk kez ulaşıldı. Sütunlar, bölmeler ve bir de su toplama kuyusu var. Su terazisi gibi olan kuyu bugün de işlevini görüyor. Mahmutpaşa Cami civarında bir çeşmeye hatta Haliç'e kadar ulaşan bir drenaj sağlıyor. Sultanahmet Camii'nin restorasyonu sırasında da röntgenini çektik. Böyle bir yapı topluluğu yoktu. Bir camii altında ilk kez böyle bir yapıya ulaştık. Müze olarak da değerlendirilebilir."
'KAPALIÇARŞI, NURUNU KAÇIRMIŞ'Vakıflar 1.Bölge Müdürü İbrahim Özekinci: "Kapalıçarşı tadilat geçirirken, molozları camiye dökülmüş. Dış mekanda yine Kapalıçarşı yangınlarıyla çıkan karbonlar caminin her yerine yapışmış, simsiyah olmuştu. Nuruosmaniye'nin adeta nuru kaçmıştı. Mikro kumlamayla temizlendi. Çalışmalar sürüyor."

YERLİ YOLCU UÇAĞI

Ulaştırma, Denizcilik ve Haberleşme Bakanlığı ile Havacılık ve Uzay Teknolojileri Genel Müdürlüğü (HUTGM), yerli uçak üretimiyle ilgili yol haritasında tip ve model konusunu netleştirdi.

Türkiye, yerli imalat olarak en az 2 tip uluslararası bilinirliği olan tek-çift motor pervaneli ve çift motorlu hafif jet uçağı üretecek. Bir jet veya turboprop bölgesel uçağın tasarım, geliştirme, sertifikasyon ve üretim programı ile 100 bölgesel uçak üretilmesi hedefleniyor.
Ulaştırma Bakanlığı, 2023 yılında tamamıyla yerli kuruluşların işbirliği ile Sivil Havacılık Genel Müdürlüğü (SHGM) ve Avrupa Havacılık Güvenlik Ajansı (EASA) sertifikalı bir bölgesel uçağın tasarımı ve sertifikalandırmasını tamamlayıp, seri üretime geçmek istiyor. Bölgesel uçak, 90-120 yolcu kapasiteli olacak. Ulaştırma Bakanlığı kaynakları; Devlet Hava Meydanları İşletmesi (DHMİ), Havacılık ve Uzay Teknolojileri Genel Müdürlüğü ile diğer kamu kurum ve kuruluşlarıyla birlikte proje modeli üzerinde çalışmaların sürdüğünü belirterek, "Bu amaçla bir dizi önemli toplantı yapıldı. Bu toplantılarda, yerli uçak üretimiyle ilgili önemli mesafeler de alındı. Görüşmeler ve girişimlerimiz devam ediyor" dedi.
Kaynaklar, Türkiye'nin uzay ve havacılık alanında yerli üretime geçmesinin önemine işaret etti.Bu kapsamda 2023 yılı hedeflerinin yanı sıra 2035 yılı için de bazı hedefler konuldu.Ulaştırma Bakanlığı 2035 yılında ana alt sistemleri (motor ve aviyonik dahil) büyük oranda yerli olmak üzere değişik çapta ve farklı teknolojilere sahip yurt içi özgün tasarımlı uçakları geliştirip, sertifikalı olarak seri üretime geçmeyi amaçlıyor. Kaynaklar, yerli uçak yapımı için teşvik ve gerekli düzenlemelerin yapılmasının da önemine işaret etti.

YILDIRIM BEYAZIT ÜNİVERSİTE KAMPÜSÜ

YILDIRIM BEYAZIT ÜNİVERSİTE KAMPÜSÜ
YILDIRIM BEYAZIT ÜNİVERSİTE KAMPÜSÜ
Başbakanlık Toplu Konut İdaresi Başkanlığı, 1402'de Ankara Savaşı'nın yapıldığı alana, Osmanlı Padişahı Yıldırım Beyazıt'ın adını yaşatacak dev bir üniversite kampüsü kuracak.

Başbakanlık Toplu Konut İdaresi Başkanlığı (TOKİ), 1402'de Osmanlı Padişahı Yıldırım Beyazıt ile Timur arasındaki Ankara Savaşı'nın yapıldığı meydana büyük bir üniversite kampüsü kuracak.TOKİ, Yıldırım Beyazıt Üniversitesi kampüsünde ilk etapta inşa edilmesi planlanan yapıların ihale tarihini belirledi.
Projeye göre, 12 fakültenin kurulacağı kampüste ilk etapta, insan ve toplum bilimleri, hukuk, doğa ve mühendislik fakülteleriyle laboratuvarların bulunacağı bina, spor merkezi, teknik bina ve kafeterya inşa edilecek. Bu yapıların ihalesi, 13 Kasım'da TOKİ'nin Ankara Bilkent'teki merkez binasında gerçekleştirilecek.
Yıldırım Beyazıt Üniversitesinin yeni kampüsü 3 bin 500 dönüm alana inşa edilecek. Kampüs arazisinde bin 500 dönümlük alan yapılaşma için ayrıldı. Bu alanda, üniversitenin akademik ve idari birimleri bulunacak. Kalan bölüm ise gelişme bölgeleri, rekreasyon alanları, sosyal yaşam ve ormanlık bölgeler olarak değerlendirilecek.
- 450 dönüm ağaçlandırılacakKampüs sınırları içerisinde, yaklaşık 450 dönümlük alan ormanlaştırılmak üzere ayrıldı. Bu alana, karasal iklime uygun, az bakım gerektiren ve çabuk büyüyen ağaçlar dikilecek. Dumlupınar Çayı çevresindeki mevcut ağaçlar ise korunarak yine kampüsün peyzaj tasarımında ve yer yer ormanlaştırılacak alanlarda değerlendirilecek. Dumlupınar Çayı, ıslah edilerek su yatağının genişletilip, gölet haline getirilerek kampüste peyzaj öğesi olarak kullanılması da planlandı.
Kampüs tamamlandığında 40 bin kişi kapasiteli bir üniversite haline gelecek. Yabancı öğrenciler için önemli oranda kontenjan ayıran üniversite, fen, sağlık ve sosyal bilimler alanında güçlü bir araştırma üniversitesi olacak şekilde yapılandırılacak.
- Spor üniteleri de inşa edilecekYıldırım Beyazıt Üniversitesinin ana kampüsüne, insan ve toplum bilimleri, hukuk, siyasal bilgiler, işletme, mimarlık, mühendislik ve doğa bilimleri, İslami ilimler, güzel sanatlar, tıp, diş hekimliği ve sağlık bilimleri fakülteleriyle konservatuvar binaları inşa edilecek. Yabancı diller yüksekokulu ve fen ilimleri enstitüsü de kampüste kurulacak akademik binalar arasında yer alıyor.
Kampüste, ayrıca, kütüphane, teknoloji ve bilim araştırma merkezi, kültür ve kongre merkezi, müze, rektörlük binası, misafirhaneler, üniversite oteli, rektör evi, lojmanlar, yurtlar ve merkezi arşiv binası da inşa edilecek.
Eğitim ve öğretim gören öğrencilerin sportif faaliyetlerde bulunmaları için spor üniteleri de planlandı. Bu kapsamda 2 spor salonu, spor merkezi, olimpik kapalı yüzme havuzu, tenis kortları, stadyum, halı sahalar, basketbol, voleybol ve kriket sahaları, koşu ve bisiklet parkurları yapılacak.
Kampüs içerisinde, mekanlar arasındaki sirkülasyonu sağlayan servis ve ring yollarıyla yürüyüş ve bisiklet yolları da bulunacak.
- Kendi enerjisini üretecekÜniversite kampüsü, enerjisini kendi üretecek şekilde tasarladı. Elektrik ve su ihtiyacının karşılanması ve geri dönüşüme katkıda bulunulması amacıyla kampüsün yüksek noktalarında rüzgar türbinleri yer alacak.
Ayrıca, güneş ışığından maksimum yararlanmak için açık otoparklarda güneş panelleri, yağmur suyundan yararlanmak için su deposu ve atık suları geri kazanmak amacıyla da su arıtma tesisi bulundurulması planlandı.
Kampüse giriş, 4 ana kapıdan yapılacak. Bu kapılar, kampüsün güneydoğusunda, doğusunda, batısında ve kuzeyinde yer alacak şekilde konumlandırıldı.
Kaynak: AA

240 MİLYON LİRALIK YATIRIM

SAYA PHARMACTIVE
SAYA PHARMACTIVE
İlaç dağıtım sektöründe faaliyet gösteren Saya Grup, Çerkezköy'de 120 milyon dolarlık (240 milyon TL) yatırımla ilaç üretimine başladı.

Saya, Pharmactive ile 5 yıl içinde 300 milyon dolar ciro ile Türkiye'nin ilk 5 jenerik ilaç firmasından biri olmayı hedefliyor.
330 milyon kutu üretim kapasitesine sahip olan tesiste üretilecek ilaçların, ABD ve Avrupa Ülkeleri dahil olmak üzere gelişmiş ve gelişmekte olan pazarlara satılması planlanıyor. Pharmactive tüm etapları tamamlandığında 2 bin kişinin üzerinde istihdam sağlayacak.
Tüm etaplar tamamlandığında, toplam yatırım maliyeti 200 milyon dolar olacak üretim tesisinin resmi açılışı Ekim ayı içerisinde gerçekleşecek.
Tesisin üretim kapasitesi olarak Avrupa'nın ilk 10 tesisi arasında yer aldığını söyleyen Saya Grup Yönetim Kurulu Başkan Yardımcısı Haluk Sancak, "normal şartlarda 4-5 yıl gibi bir sürede tamamlanması gereken tesisi 2 sene gibi çok kısa bir sürede tamamladık" dedi. Sancak, toplamda 80 bin m2 kapalı alana sahip olacak üretim tesisinin 2'nci etabının tamamlanmasıyla 500 milyon kutu ilaç üretim kapasitesini sahip olacaklarını da sözlerine ekledi.
ABD'YE İHRACAT HEDEFİ
Pharmactive Genel Müdürü Köksal Ülgen Pharmactive'in Ar- Ge yatırımlarına büyük önem verdiğini vurgulayarak "Büyüme hedeflerimizin gerçekleşmesi için ilk etapta 20 milyon dolar yatırdığımız AR-GE'de katma değeri yüksek jenerik ilaç geliştiriyoruz. İkinci etap ile birlikte Ar-Ge yatırımımız 35 milyon Dolara ulaşacak" dedi.

Orta vadede cirolarının yaklaşık yüzde 25'ini ihracat faaliyetleri ile sağlamayı hedeflediklerini belirten Ülgen, "ABD ve Avrupa ülkeleri dahil olmak üzere gelişmiş ve gelişmekte olan pazarlara ilaç satmayı amaçlıyoruz. İlaç sektörünün ve dolayısıyla Türkiye ekonomisinin cari açık düzeyini azaltmayı hedefliyoruz" diye konuştu.

Eskişehir'e 35 milyon Liralık yatırım

BARRY CALLEBAUT
BARRY CALLEBAUT
Türkiye'nin en büyük organize sanayi bölgelerinden biri olan Eskişehir Organize Sanayi Bölgesi, Barry Callebaut çikolata ham madde üretim fabrikasına kavuştu.
Yüksek kaliteli kakao ve çikolata üretiminde dünya lideri olan İsviçre merkezli Barry Callebaut, Ekim 2012'de yatırımını duyurduğu, Türkiye'deki ilk çikolata fabrikasının resmi açılışını yaptı.
Eskişehir'de açılan son teknoloji ile donatılmış tesislerde, ilk aşamada yılda 14 bin ton çikolata üretilecek. Üretim tesisine yapılan toplam yatırım tutarının 35 milyon TL olduğu açıklandı. 
Barry Callebaut tüm EEMEA bölgesindeki operasyonlarına (Doğu Avrupa, Orta Doğu ve Afrika) Türkiye merkezinden yeni bir köprü oluşturuyor.
Fabrikanın açılışına, Belçika, Fransa ve Gana'nın Türkiye büyükelçileri ile Eskişehir Büyükşehir Belediye Başkanı Yılmaz Büyükerşen, İl Gıda, Tarım ve Hayvancılık İl Müdürü Dr. Halil Çankaya ve davetliler katıldı. Barry Callebaut CEO'su Juergen B. Steinemann, Türkiye'deki ilk ve EEMEA bölgesindeki ikinci çikolata fabrikasını açıyor olmaktan dolayı büyük bir heyecan duyduklarını söyledi.
Steinemann, "Türkiye'deki bu yeni yatırımımız, hızla büyüyen çikolata pazarlarındaki genişleme stratejimize yönelik atılmış önemli adımlardan biridir. Eskişehir üretim tesisimizin, hızla büyümekte olan Türkiye ve komşu pazarlardaki, ileriye yönelik hedeflerimiz açısından daha güçlü bir konuma gelmemizde yardımcı olacağını düşünüyoruz." dedi.
Barry Callebaut EEMEA Başkanı Filip De Reymaeker ise Türkiye'nin, dünyada en hızlı büyüyen çikolata pazarlarları arasında beşinci sırada bulunduğunu kaydetti.
Yüksek kaliteli çikolata üretimi, teknik hizmetler ve yeniliklere olan talebin hızla artış gösterdiği bu pazarın, kendileri için önemli bir büyüme potansiyeli oluşturduğunu dile getiren Reymaeker, "Eskişehir'in merkezi konumunun, hammadde kaynaklarına çok daha yakın olması ve fabrikamızın, hizmet vermeyi arzuladığımız müşterilerimize 400 kilometrelik bir alan içerisinde bulunması nedeniyle büyük avantaj sağlayacağı inancındayız." diye konuştu.
Açılış, Gana'dan gelen dansçıların yaptığı muhteşem gösteri ve fabrika gezisi ile son buldu.

27 Eylül 2013 Cuma

RADYASYON GEÇİRMEYEN BOYA

RADYASYON GEÇİRMEZ BOYA
RADYASYON GEÇİRMEZ BOYA
Teknolojik aletlerin etrafa yaydığı radyasyondan korunmak onların buluşu sayesinde artık mümkün.

Ankara Elmadağ'da boya üretimi yapan yerli bir firmanın Ar-Ge ekibi, üç yıla yakın bir zaman üzerinde çalıştıkları boyayla elektromanyetik radyasyonu engellemeyi başardı.
Türk kimyacıların geliştirdiği boya sayesinde elektromanyetik radyasyon yüze 99 oranında engellenebiliyor.
Geliştirilen boyaİstanbul Teknik Üniversitesi ile Fizik Mühendisleri Odası tarafından onaylandı.
Astar boya şeklinde duvara uygulanan boyanın üzerine normal boya yapılıyor.
Boyanın çocuk odalarında, hastane ve okullar dahil tüm yaşam alanlarında kullanımınınelektromanyetik radyosyona engelleyeceği belirtiliyor.
Dünyada bu boyanın bir benzeri daha var fakat içeriğinde ağır kurşun olduğu için tercih edilmiyor.

Kurşun maddesi insan sağlığı için tehlike oluşturmakta yerli üretim boyada ise sağlık açısından her hangi bir sakınca bulunmuyor.
Geliştirilen boyanın uygulandığı odada ölçülen elektromanyetik radyasyon değeriyle boyauygulanmamış odadaki radyasyon değerleri arasında yüzde 99'luk fark görülüyor.
Yakın zamanda piyasaya sürülecek olan elektromanyetik radyasyonu kalkanlayan boyanın yalnızca Türkiye de değil dünyada ilgi görmesi bekleniyor.

23 Eylül 2013 Pazartesi

Apis mellifera melezi bal arıları

EN VERİMLİ BAL ARISI
EN VERİMLİ BAL ARISI
Kayseri'nin İncesu ilçesinde 50 yıldır arıcılık yapan Abdullah Oğullu, sakinliği ve yüksek verimiyle dikkati çeken bal arılarının çoğaltılmasını talep ediyor.
Oğullu, AA muhabirine yaptığı açıklamada, ailece 5 kuşaktır arıcılık yaptıklarını belirterek, çok uzun zamandır kendisinde olan arıların insanı kolay kolay sokmadığını söyledi.

Bu arıların renk itibarıyla diğerlerinden farklı olduğunu belirten Oğullu, "Arıları sinirlendiriyorum ama hiçbir şekilde sokmuyorlar. Normal arıları sinirlendirmeye bile gerek kalmadan korumasız şekilde yanlarına yaklaşamazken bu arıların kovanlarına vurup sinirlendirmeme rağmen korumasız bir şekilde bakım yapabiliyorum. Normal arıların bulunduğu bir kovandan 10-20 kilogram bal alırken, sakin arıların bulunduğu kovandan 45-50 kilogram bal alıyorum" diye konuştu.
Arıcılığı imkanları kısıtlı olması nedeniyle amatör şekilde yapabildiğini dile getiren Oğullu, iğnesi olmasına rağmen kolay kolay sokmayan bu arıların profesyonel bir şekilde çoğaltılarak arıcılık sektörünün hizmetine sunulmasını istediğini söyledi.
Kovanın içine çıplak elle ve maskesiz bir şekilde müdahale edebildiğini, petekleri çıkartıp arıları eline alabildiğini ifade eden Oğullu, "Bu arılar da sokuyor ama diğer arılara göre çok sakin. Çok zorda kalmadıkları sürece sokmuyorlar. Bu zamana kadar sadece bir veya iki defa bu arılar beni soktu" dedi.
Oğullu, yüksek verim aldığı bu arılardan 8 kovan bulunduğu belirtti.
"Çoğaltılması yöre arıcıları için uygun olacaktır"
Erciyes Üniversitesi Ziraat Fakültesi Tarımsal Biyoteknoloji Bölümü Başkanı Prof. Dr. Sibel Silici de arıların sokmama gibi bir özelliğinin bulunmadığını, diğer arılar gibi bunların da iğnesi olduğunu ve zorda kaldıkları zaman kesinlikle sokacağını belirtti.
İğnesiz arıların Avustralya, Afrika, Güneydoğu Asya ve Amerika gibi tropik ve subtropik bölgelerde yaşadığını ve görünüşlerinin Türkiye'deki arılardan oldukça farklı olduğunu ifade eden Silici, iğnesiz arıların genelde bal veriminin düşük olduğunu söyledi.
İncesu'daki arıların ise "Apis mellifera" melezi olarak bilinen bal arıları olduğuna dikkati çeken Silici, şunları kaydetti:
"Bu arıların iğnesi bulunmaktadır ve sokar ancak genetik olarak uysal davranış özelliğine sahiptir, bu nedenle sokma eğilimi düşüktür. Arı yetiştiriciliğinde hırçın arıyla çalışmak arıcılar için zor olduğundan uysal ve bal verimi yüksek bal arıları tercih edilir. Söz konusu bal arılarının çoğaltılması yöre arıcıları için uygun olacaktır çünkü bu arılar yöreye adapte olmuş ve yüksek verim alınmıştır."
Kaynak: AA

DEV ARAMA MOTORU GOOGLE AÇIKLADI : CASUSLUK DOĞAMIZDA VAR

GOOGLE CASUSLUK
GOOGLE CASUSLUK
Google’ın yönetim kurulu başkanı Eric Schmidt, ABD Ulusal Güvenlik Dairesi’nin (NSA) neden olduğu casusluk krizi hakkında açıklamada bulunan yöneticiler kervanına katıldı. Schmidt, hükümetin daha şeffaf olması gerektiğini belirtirken, casusluk operasyonları hakkında bir yargıya varmaktan kaçındı.

Ntvmsnbc'nin haberine göre; NSA’nın küresel casusluk programı PRISM kapsamında ABD’li teknoloji devleriyle bilgi alışverişi yaptığı yönündeki iddialar, Facebook, Google ve Yahoo gibi birçok şirketi baskı altına almıştı. Hafta içinde Obama hükümetini eleştiren açıklamalarda bulunan Yahoo CEO’su Marissa Mayer ve Facebook’un patronu Mark Zuckerberg’in ardından, Google’ın üstü düzey yöneticisi Eric Schmidt de NSA’yı eleştirdi.

New York’ta New America Foundation derneğinin etkinliğinde konuşan Schmidt, ‘NSA’nın gerçekleştirdiği gözetim faaliyetleri hakkında toplumsal tartışma yapmanın zamanının geldiğini’ söyledi. Schmidt, ‘casusluğu modern hayatın bir parçası olduğunu da’ kabul etti.

Schmidt, “Yıllardır casusluk faaliyetleri yapılıyor. Bu konuda bir yargıya varmak istemiyorum. Hükümet kaynaklı casusluk toplumumuzun doğasında var” dedi.

'BALKANIZATION' TEHLİKESİ
Google’ın Yahoo gibi ABD Yabancı İstihbarat Denetleme Mahkemesi’ne (Fisa) başvurarak daha fazla şeffaflık talep ettiğini belirten Schmidt, NSA’nın birçok teknoloji şirketi gibi Google’ın sunucularına da bağlantısı olduğu iddiasını reddetti.

Schmidt, yine de NSA’nın nasıl faaliyetler gerçekleştirdiğini tartışmanın meşru olduğunu belirtti ve “Kendimize bakıp şunu sormalıyız: Bu istediğimiz şey mi?” dedi.

2001’den bu yana Google’da görev yapan Schmidt, “Yaşananların getirdiği en büyük tehlike, ülkelerin internetlerini şifreleme altına almaya çalışacakları... ‘Balkanization’ dediğimiz bu kavram altında ülkeler interneti bölecek ve daha spesifik hale getirecek” dedi.

Böyle bir gelişmenin çok olumsuz olacağını belirten Schmidt, “Bu şekilde internetin çalışma şekli bozulur. Benim en çok endişe ettiğim şey de bu” dedi.

YÜN AÇMA YIKAMA VE KERESTE MAKİNALARI

YÜN AÇMA YIKAMA TEKSTİL VE KERESTE MAKİNALARI
YÜN AÇMA YIKAMA TEKSTİL VE KERESTE MAKİNALARI
Kütahya'nın Simav ilçesinde, faaliyetlerine yaklaşık 27 yıl önce dişli imalatıyla başlayan iki kardeş, oğullarının teknik destekleriyle ürettikleri tekstil ve kereste makinelerini, Kuzey Afrika ile bazı Avrupa ülkelerine ihraç ediyor.
Şirket ortaklarından Davut Erdoğmuş, AA muhabirine yaptığı açıklamada, ağabeyi Zekeriya Erdoğmuş ile 1986 yılında makine dişlisi üretimine başladıklarını söyledi.
Ürün portföyünü son yıllarda genişleterek Simav Sanayi Sitesi'nde yer alan 140 metrekarelik atölyelerinde yün açma ve yıkama, kereste ezme gibi makinelerin üretimine başladıklarını belirten Erdoğmuş, şöyle devam etti:
''Son olarak 4 ay gibi bir sürede tamamladığımız ve 4 parçadan oluşan 55 metre uzunluğundaki makinemizi sipariş veren firmaya gönderdik. Makineleri, aldığımız siparişlere göre yapıyoruz. Yaptığımız bir makinenin bedeli 200 bin lira civarında. Yün yıkama makinesi, çamaşır makinesinin daha büyük hali. Bu makine, yıkama, durulama, beyazlatma gibi 7 kademeden oluşuyor. Bu tür makinelerde lastikli sıkma sistemi sayesinde yündeki suyun süzülmesi devre dışı bırakılıyor. Böylece iş gücü, zaman ve elektrik tasarrufu sağlanmış oluyor.''
Libya'ya iki yün yıkama makinesi, Rusya ile Romanya'ya da çap makineleri ihraç ettikleri bilgisini veren Erdoğmuş, pazar aramakla fazla uğraşmadıklarını, müşterilerinin, ithalatçı firma aracılığıyla kendilerine ulaştığını dile getirdi.
Erdoğmuş, müşterilerinin, atölyelerinin küçük olduğunu görünce şaşırdıklarını ifade ederek, "Bu kadar işin bu küçücük yerden çıktığına inanamıyorlar. Yerimizin küçük olduğunun farkındayız ama başka yer bulamıyoruz'' dedi.
Atölyede aile bireylerinin çalıştığı bilgisini veren Erdoğmuş, makinelerin teknik çizimleri, malzemelerin tedariki ve deneme gibi işlere kendisi ile ağabeyinin oğullarının yardımcı olduğunu bildirdi.
Davut Erdoğmuş, iki oğlu bulunduğunu anlatarak, "Oğullarımdan Hasan, Cumhuriyet Üniversitesi Makine Öğretmenliği Bölümü, İbrahim de Afyon Kocatepe Üniversitesi Otomotiv Mühendisliği Bölümü mezunu. Yeğenim Yusuf ise Konya Necmettin Erbakan Üniversitesi Makine Mühendisliği Bölümünde okuyor. İki oğlum ve yeğenimin, ürettiğimiz bütün ürünlerin başından sonuna kadar emekleri bulunuyor" diye konuştu.
Kaynak: AA

SAFRAN BİTKİSİ

SAFRAN BİTKİSİ
SAFRAN BİTKİSİ

İsmi Safranbolu ilçesiyle özdeşleşen, safran bitkisinin kilosunun öğrenince şaşıracaksınız.

Safranbolu ilçesiyle özdeşleşen, ağırlığının 100 bin katı kadar sıvıyı sarıya boyayabilen, 80 bin çiçekten sadece yarım kilogram üretilebilen, boya, yemek, kozmetik, ilaç ve gıda gibi birçok alanda kullanıldığı için "mucize bitki" olarak adlandırılan safranın üretiminde artış hedefleniyor.
Ağustos ayında dikilmeye başlanan, ekim-kasım aylarında mor renkli ve hoş kokulu çiçekler açan, 15-30 santimetre uzunluğundaki safran bitkisi, Safranbolu ilçesinde 39 çiftçi tarafından 40 dönüm alanda üretiliyor.
KİLOSU 20 BİN TL 
Sabah erken saatlerde güneş doğmadan önce toplanan safran, kilogramı 20 bin liradan yurt içi ve dışı pazarlara gönderiliyor.
Karabük Valisi İzzettin Küçük, yaptığı açıklamada, safran üretiminin çok uğraş isteyen ve titizlik gerektiren bir iş olduğunu, bu nedenle üretimi artırmak için çiftçilere çeşitli destekler verdiklerini söyledi.
Kaynak: AA

GRANİT TAŞI KANSER YAPIYOR

GRANİT TAŞI KANSER YAPIYOR
GRANİT TAŞI KANSER YAPIYOR

Türkiye'de iç mekanlarda kullanımı hızla artan granitin sağlığa etkilerini belirlemek üzere İzmir Yüksek Teknolojisi Enstitüsü'nde yürütülen araştırma, çarpıcı sonuçlar ortaya koydu. Araştırmaya göre toplu kapalı alanlarda kullanılan granit akciğer kanseri yapıyor.

İYTE Kimya Mühendisliği Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Mehmet Polat tarafından hazırlanan "Granitlerden Kaynaklanan Radon Salınımı ve Sağlık Riskleri" başlıklı bilimsel literatüraraştırmasına göre magmatik bir kayaç olan granit, bünyesinde diğer doğal taşlara göre dahayüksek miktarlarda uranyum ve toryum barındırıyor.
AKCİĞER KANSERİ RİSKİ
Granitteki uranyum ve toryumun doğal olarak parçalanması sonucu ortaya çıkan radyoaktifetkiye sahip radon gazı ise yeraltı ocaklarıbinaların bodrum katları gibi yere yakın ve iyihavalandırılmayan alanlarda birikerek akciğer kanseri riskini artıracak seviyelere ulaşabiliyor.
Akciğer kanseri kaynaklı ölümlerin ABD'de yüzde 10-15, İngiltere'de yüzde 6'sının radonkaynaklı olduğunu bildirilirken radonun sigaradan sonra en büyük akciğer kanseri sorumlusu olduğuna dikkat çekiliyor.
MERMER VE SERAMİĞE GÖRE DAHA TEHLİKELİ
Çeşitli tipte doğal taşlar üzerinde yürütülen çalışmalar sonucu granitin mermer ve seramiğe göre 2 kat daha fazla radon saldığının bildirildiği araştırmada şu tespitlere yer verildi:
"Radon gazına belirli eşik değerler üzerinde ve uzun süreler soluma yoluyla maruz kalınmasının akciğer kanseri riskini artırdığı literatürde çok farklı kaynaklarda bilimsel olarak kanıtlanmış bir gerçektir. Doğal taşlar arasında magmatik kökenli masif granitlerin, mermer ve benzeri diğer doğal taşlara nazaran daha yüksek miktarlarda uranyum ve toryum içerdiği literatürde açık bir şekilde ortaya konmuştur. Granitler, nispeten daha az gözenekli yapılarına rağmen, yüksek uranyum ve toryum içerikleri nedeniyle daha yüksek radon salınımına da neden olmaktadırlar.
AVM, HAVAALANLARI, HASTANELERDE TEHDİT
Granitlerden kaynaklanan radon salınımının, evlerde mutfak bankosunda olduğu gibi birkaç metrekare ile sınırlı kullanımlar durumunda kayda değer bir risk teşkil etmediği düşünülmektedir. Bu konuda bir risk varsa dahi kanıtlanamamış durumdadır. Ancak granitlerin, alışveriş merkezleri, havaalanları, hastaneler gibi çok daha geniş toplu mekanlarda kullanılması durumunda, kullanım miktarları binlerce metrekareleri bulabileceği için ortama salınacak radon miktarları kayda değer seviyelere çıkabilir. Özellikle akıllı yeni binaların üstün izolasyon nitelikleri, ortam havasının yeterince değişmemesi nedeniyle olası bir radon problemini daha riskli hale getirmektedir."
HAVALANDIRMAYA DİKKAT!
Toplu ve büyük mekanlarda granit yerine farklı alternatiflerin değerlendirilmesi gerektiğinin bildirildiği açıklamada, granitlerde radon salınım değerlerine büyük önem gösterilmesi, mekanın boyutları, havalandırma koşulları gözönüne alınarak, Avrupa Birliği ve Dünya Sağlık Örgütü tarafından konulan sınır değerlerle birlikte değerlendirilmesi gerektiği kaydedildi.
Granit kullanılan binaların uranyum, toryum ve radon aktiviteleri açısından dikkatle izlenmesi gerektiğine değinilen raporda binaların çok iyi havalandırılması, hava tekrar kullanılmak zorunday ise filtreler vasıtasıyla temizlenmesi gerektiği de belirtildi.
ŞEHİR HASTANELERİNE YERLİ TAŞ ÖNERİSİ
Ege Maden İhracatçıları Birliği Yönetim Kurulu Başkanı Arslan Erdinç, granitin estetik görünümü nedeniyle genellikle yapı malzemesi olarak kullanıldığını, tamamı ithal edilen granite olan talebin hızla artmasının sağlık risklerini artırmasının yanında dış ticaret açığı yarattığını söyledi.
Dünyada granitin yarattığı risk nedeniyle iç mekanlarda kullanımının hızla azaldığını, İsviçre gibi ülkelerde kullanımın tamamen yasaklandığını anlatan Erdinç, granitin yerine en önemli alternatif olan mermerin dünyadaki kullanımının ise arttığını dile getirdi.
UZAKDOĞU'DAN İTHAL GRANİTLER TERCİH EDİLİYOR
Türkiye'nin dünyanın en büyük mermer rezervlerine sahip olmasına rağmen, mermerin yerine ağırlıklı olarak Uzakdoğu'dan ithal edilen granitlerin tercih edildiğini belirten Erdinç, "Yıllırdır granitin sağlığa zararlı olduğuna ilişkin uyarılarımıza rağmen ithalat hız kesmeden devam ediyor. Bu işte kamu kurum ve kuruluşları başı çekiyor. TOKİ tarafından ihale edilen hastanelerin iç döşemelerinde dahi granit kullanılıyor. Havaalanları, adliye binaları, kamu binaları ve alışveriş merkezi inşaatlarında da granit tercih ediliyor. Bu konuda Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Taner Yıldız çok duyarlı. Kendisi bizden bir araştırma istedi. İYTE'de hazırlanan raporu kendisine sunduk. Bunu Bakanlar Kurulu'na taşıyacak. En azından kamu ihalelerine konu olan inşaatlarda granit kullanımında radon salınımının dikkate alınarak sınırlama getirilmesini umuyoruz" diye konuştu.
"7 DOLARA ALINIP 30 DOLARA KAMU BİNALARINA SATILIYOR"
Erdinç, yeni yapılacak şehir hastanelerinde granit yerine yerli kalsiyum karbonat esaslı taşların kullanılması gerektiğini, bu konuda girişimlerde bulunacaklarını da belirterek Çin ve Hindistan'da metrekaresi 7 dolara alınan bir granitin Türkiye'deki kamu inşaatlarına 30 dolara satıldığını, buradaki büyük rant nedeniyle sağlıksız olmasına rağmen granit kullanımından vazgeçilemediğini de öne sürdü.
"İSTANBUL VE İZMİR ADALET SARAYLARI TEHDİT ALTINDA"
Türkiye'de granitin yanlış kullanımına en önemli örneklerin İstanbul ve İzmir Adalet Saraylarında görülebileceğine dikkati çeken Erdinç, binlerce metrekare granitin yaydığı radonun bu binaların bodrum katlarına çöktüğünü, yeteri kadar havalandırma yapılmaması halinde bu katlarda uzun süre geçirenlerin sağlık riskleriyle karşı karşıya kalacağını iddia etti.
MERMERCİLİĞİN MERKEZİNDE İTHAL GRANİT
Dünyada mermerciliğin merkezi sayılan Afyonkarahisar'da yapılan devlet hastanesinde de tüm uyarılara rağmen Hindistan'dan ithal edilen granitlerin kullanıldığını söyleyen Erdinç, "Şifa bulmak için gittiğimiz hastanelerde dahi granit kullanılıyor. Bu tehlikeye artık dur denmeli" dedi.
Kaynak: AA

TÜBİTAK DESTEĞİYLE LIGHT TEREYAĞI ÜRETİLDİ

LIGHT TEREYAĞI
LIGHT TEREYAĞI

TÜBİTAK desteğiyle yağ barındırma özelliği olan doğal gıda lifleri kullanılarak tereyağının kalorisi düşürüldü. Yüksek kalori nedeniyle tereyağı tüketemeyen insanlar bu sayede tereyağını rahatça tüketebilecek.


Erciyes Üniversitesi Mühendislik Fakültesi Gıda Mühendisliği Bölümünden Doç. Dr. Mahmut Doğan tereyağının yüksek tansiyon ve damar sertliği olan hastalar tarafından da tüketilebilmesi için TÜBİTAK desteğiyle çalıştığı projede kalorisi düşürülmüş tereyağı üretmeyi başardı. Tereyağının sağlık açısından çok yararlı olduğunu ancak obezite ve kalp damar hastalığı gibi hastalıkları tetiklediği için tüketilmediğini belirten Doğan, tereyağının herkes tarafından rahatlıkla tüketilebilmesi için çalışmalara başladıklarını ve light tereyağı ürettiklerini belirtti.
Tereyağının önemli bir gıda maddesi olduğunu belirten Doğan,"Son yıllarda kolesterolü artırdığı düşüncesiyle tereyağı tüketiminde azalmanın olduğu biliniyor. İnsanların tükettikleri besin maddeleri ile sağlıklı bir yaşam arasındaki ilişkiyi kavramaya başlamasıyla, kolesterol ve kalp damar rahatsızlıklarını öne sürerek tereyağı tüketiminden uzak duruldu. Bunun yanında diyetetik, düşük yağlı ve lifli gıdaların tüketim eğilimi gittikçe arttı. Bu yüzden tereyağında bazı fonksiyonel değişikliklerin yapılması tüketimi olumlu etkileyebilir düşüncesiyle çalışmaya başladık" dedi.
TÜBİTAK ARDEB tarafından yaklaşık 100 bin TL ile desteklenen projeyle, kalorisi azaltılmış, prebiyotik kahvaltılık tereyağı ve kremanın model üretimini yaptıklarını söyleyen Doğan, "Tereyağına ve kremaya fonksiyonel özellik kazandırılması amacıyla yağ katkısı kullanılarak(reçetede en az %15 oranında) model üretimi yaptık. Ürünün yağ katkısını doğal gıda lifleri kullanılarak karşıladık ve tereyağının kalorisini düşürdük" dedi.
Çalışmalarını sürdürerek kalori oranını önce yüzde 35 daha sonra yüzde 50 oranında düşürdüklerini ifade eden Doğan, uygulanan yöntem sonrasında tereyağının lezzetinde ve kokusunda hiçbir değişiklik olmadığını belirtti.
Dünyada İlk Defa Böyle Bir Çalışma Yapılıyor
Tereyağının kalorisinin düşürülerek sağlık açısından kullanamayan hastaların kullanması için dünyada başka bir çalışma yapılmadığını belirten Doğan, ürünün dünyada ilk olduğunu ve patent almak için çalışmalara başladıklarını ifade etti. Doğan, light tereyağının kullanılması ve seri üretimine geçilmesi için girişimde bulunduklarını da sözlerine ekledi.

GUAVA MEYVESİ

GUAVA MEYVESİ
GUAVA MEYVESİ

GUAVA MEYVESİ

Mersin'in Silifke ilçesinde bir çiftçi tadını merak ettiği ana vatanı Güney Amerika ile batı Hindistan olan guava meyvesini yetiştirdi. Limona alternatif olan ve deneme amaçlı dikimi yapılan meyve görücüye çıktı.

Ziraat Mühendisi Mustafa Levent, 3 yıl önce bir dergide gördüğü guava meyvesinin tadını çok merak edince, deneme amacıyla üretime başladı. Antalya´dan getirttiği 5 fidanı toprakla buluşturan Levent, tadını çok beğendiği meyvenin fidanından bin tane daha dikti. 
Eylül ayının ikinci haftasında başlayan hasat döneminin 15 Kasıma kadar süreceğini ifade eden Levent, "Şimdilerde ürettiğim meyve çok yüksek miktarlarda değil. Ancak ağaçların gelişmesiyle daha fazla verim alıp, tamamen bu işe yöneleceğim. Şunda meyvenin tanıtımını yapıyorum. Silifke‘de manavlara ve büyükşehirlere kilosunu 10 liradan gönderiyorum. Tropik meyve satan işyerlerine gönderiyorum." dedi.
Bu yıl üretiminin önemli bir bölümünü tanıtım amacıyla değerlendirmeyi hedefleyen Levent, bu sayede gelecek yıl 2-3 ton hasat etmeyi beklediği meyveden daha ciddi gelir elde etmeyi amaçladığını vurguladı. Guava meyvesinin gıda ve kozmetik sanayinde yaygın olarak kullanıldığını vurgulayan Levent, antidoksan oranı yüksek olan meyvenin prostat kanserine karşı koruyucu olduğu gibi, birçok hastalığa da iyi geldiğinin yapılan araştırmalarla kanıtlandığını belirtti.

GUAVA MEYVESİ YETİŞTİREN MERSİNLİ ÇİFTÇİ
GUAVA MEYVESİ YETİŞTİREN MERSİNLİ ÇİFTÇİ

ÇAYKUR DİDİ SOĞUK ÇAY İHRAC EDİLECEK

BAŞBAKAN ÇAYKUR DİDİ SOĞUK ÇAYIN MÜJDESİNİ VERDİ
BAŞBAKAN ÇAYKUR DİDİ SOĞUK ÇAYIN MÜJDESİNİ VERDİ

ÇAYKUR DİDİ SOĞUK ÇAY İHRAC EDİLECEK

Tümexpo fuarının açılışına katılarak Çaykur standını ziyaret eden Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, Didi'nin ihracatı için çalışmalara başlanacağının müjdesini verdi.

Tüm Sanayici ve İş adamları Derneği tarafından organize edilen ticaret fuarı TÜMEXPO, Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'ın katılımıyla açıldı.
Açılış konuşmasının ardından Başbakan Erdoğan, Ekonomi Bakanı Zafer Çağlayan, Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Taner Yıldız ve Bilim, Sanayi ve Teknoloji Bakanı Nihat Ergün ile birlikte Çaykur standını ziyaret etti. "Didi" içmek için özellikle Çaykur standına geldiğini belirten Başbakan Erdoğan, didi'nin Çaykur'un ihracatına katkı sağlayacağını vurguladı.
Didi'ye Avrupa, Ortadoğu ve Asya ülkelerinden yoğun talep olduğunu belirten Çaykur Genel Müdürü İmdat Sütlüoğlu, "Özellikle Arap ülkeleri "didi"yi çok talep ediyor. Mesela Türkmenistan'a Çaykur'un direkt bir çay satışı yok ama bu ülkeden "didi" talebi var. Yurtdışındaki 3 bin tonluk yaş 
çay pazarımızı didi ihracatımız ile birlikte daha da büyütmeyi hedefliyoruz. İlk didi ihracatımızı ise yakın tarihte gerçekleştirmek planlarımız arasında yer alıyor." dedi.

ÇAYKUR DİDİ SOĞUK ÇAY
ÇAYKUR DİDİ SOĞUK ÇAY

ÇAYKUR DİDİ LİMONLU SOĞUK ÇAY
ÇAYKUR DİDİ LİMONLU SOĞUK ÇAY
ÇAYKUR DİDİ SOĞUK ÇAY ÇEŞİTLERİ
ÇAYKUR DİDİ SOĞUK ÇAY ÇEŞİTLERİ

AHMET ATAKAN'IN ÖLÜMÜ

DR. SELİM MATKAP
DR. SELİM MATKAP

Türkiye'yi karıştıran Hatay'daki ölümün polise mal edilmesinde onun sözleri referans oldu. Dr. Selim Matkap, gerçeği 1 gün sonra gerçeği itiraf etti.

Hatay'da çıkan olaylarda hayatını kaybeden Ahmet Atakan için "yüksekten düşme değil, kafa travması" şeklinde açıklama yapan Hatay Tabip Odası Başkanı Dr. Selim Matkap bu iddiasından vazgeçti.
Türkiye Gazetesine konuşan Dr. Matkap, ortaya çıkan görüntüler ve diğer delillerden sonra Ahmet Atakan'ın ölüm sebebinin yüksekten düşme olduğunu kabul etti.
Dr. Matkap, "Biz Adli Tıp Raporunda ölüm olayının nasıl gerçekleştiğini anlatmayız. Neden öldüğünü anlatırız. Ahmet Atakan olayında da Antakya Devlet Hastanesi'nde adli tıp uzmanlarının yaptığı ve benim de katıldığım ilk muayenede künt travma sonucu beyin kanaması nedeniyle öldüğü saptandı. Elle yaptığımız ilk muayenede kafasının sol iç tarafında çökme kırığı olduğunu ve kafa travması nedeniyle etrafında morarma olduğunu gördük. Yeniden canlandırma sırasında akciğerlerinde 110 cc kanama tespit ettik. Akciğerleri kanla dolmuştu. Elde iki tane veri vardı kafa travması ve akciğerlerinin kanla dolması. Ayrıca yüksekten düşmelerde, ellerde ve ayaklarda da kırılma olur. Bunlar da yoktu. Detaylı değerlendirme yapabilmek için savcılık açık otopsi yapılmasını talep etti ve Adana Adli Tıbbına gönderildi. Ancak bu sırada Valilik yüksekten düşme diye açıklama yaptı. Benim itirazım buna oldu ve 'Yüksekten düşme yok, ilk belirlemeler kafa travması sonucu öldüğünü gösteriyor' dedim. Çünkü benim soruya cevap verdiğim sıradaki veriler onu gösteriyordu" dedi.
Matkap şöyle konuştu:
"Açık otopsinin yapıldığı Adana Adli Tıbbı'nın Raporu'nda omurilik kopması, iç organ yaralanmaları da belirlendi ve yüksekten düştüğü ortaya çıktı. Akşama doğru yerel bir televizyon tarafından çekilen ve akrepten çekilen görüntülerle senkronize olan görüntüler ortaya çıktı. Aile ile de oturduk beraber izledik. Ahmet Atakan'ın yüksekten düştüğüne ilişkin bir şüphe kalmadı. Ancak neden düştüğü konusunda henüz tam bir bilgi sahibi değiliz. Başı mı döndü, biri mi itti onu bilemiyoruz. Bunu savcılık kendi yapacağı soruşturmalar sonucunda ortaya çıkaracaktır. Benim itirazım, ölüm şekli henüz kesinlik kazanmadan Valiliğin yaptığı açıklamayaydı. Bana soru sorulduğu sıradaki bulgular kafa travması ve akciğer kanaması nedeniyle öldüğünü gösteriyordu."

20 Temmuz 2013 Cumartesi

SIVI SABUNLUK, ANKASTRE SIVI SABUNLUK


SIVI SABUNLUK, ANKASTRE SIVI SABUNLUK
SIVI SABUNLUK, ANKASTRE SIVI SABUNLUK


SIVI SABUNLUK, ANKASTRE SIVI SABUNLUK

Ümraniye' de faaliyet gösteren Vitarem Bayo, makyaj aynası, valizlik, sıvı sabunluk, köpük sabunluk, şampuanlık, dispanser gibi banyo ve otel malzemeleri imalatı yapmaktadır.

Ürettiği ürünlere TSE standartları gereği en az 2 yıl olmasına rağmen 5 ila 7 yıl garanti vermektedir.Paslanmaz otel ekipmanları ve banyo malzemeleri konusunda taşeron şirket olarak imalat yapan şirket Vitarem tescilli markası ile kendi ürünlerinin imalatını yapmaya başlamıştır. Müşterilerine daha iyi, daha kaliteli ürünü daha uygun fiyata sunmayı amaç edinerek yola çıkmıştır. Sıvı sabunluk, köpük sabunluk, valizlik, çöp kovası, klozet fırçası, dispanser, ledli makyaj aynası, bedensel engelli banyo malzemeleri başta olmak üzere birçok ürünü kendi bünyesinde imal etmektedir.

SIVI SABUNLUK, ANKASTRE SIVI SABUNLUK, İMALATCISI İLETİŞİM ADRESLERİ

Adres: Güven Sanayi Sitesi. N Blok No:25 Ümraniye - İSTANBUL
Telefon - Fax : 0216 634 11 40 - Gsm : 0534 877 63 27 -
E-Posta: info@ankastresivisabunluk.com
Web: www.ankastresivisabunluk.com

18 Nisan 2013 Perşembe

TAVUK GÜBRESİ - TAVUK GÜBRESİNDEN YAKIT ÜRETTİ


TAVUK GÜBRESİNDEN YAKI ÜRETTİ
TAVUK GÜBRESİNDEN YAKI ÜRETTİ


TAVUK GÜBRESİ - TAVUK GÜBRESİNDEN YAKIT ÜRETTİ

Balıkesir'de faaliyet gösteren Uğur Kazan Sanayi isimli firma, geliştirdiği projeyle tavuk çiftliklerinde ortaya çıkan çeltik kabuğu ve tavuk dışkısı karışımını yakıt olarak kullanarak, yakıt maliyetini sıfıra indirdi. Bir ilk olan projeyle çevre kirliliğinin önüne de geçilecek.

Firma sahibi M.Uğur Vural, projenin bir ilk olduğunu belirterek, projeyle hem tavuk üreticilerinin ciddi bir sorundan kurtulduğunu hem de çevre kirliliğinin önüne geçildiğini bildirdi.

Güney Marmara Kalkınma Ajansı (GMKA)'nın ikinci destek programından faydalanan M.Uğur Vural, ürettiği inovatif proje ile tavuk kümeslerinin biyokütlesel atıklarını yakıta dönüştürüyor. GMKA'nın 2011 Yılı İhracat ve Yenilikçilik Mali Destek Programı kapsamında desteklediği Uğur Kazan firması tarafından hazırlanan “Tavuk Çiftliklerinde Oluşan Biyokütlesel Atıkları Pelet Yakıt Olarak Değerlendiren Isıtma Sisteminin Tasarımı ve Geliştirilmesi" isimli proje tamamlandı.

Projeyi yerinde inceleyen GMKA Genel Sekreteri Mustafa Gündoğan, 9 ay süreli projeyle, Güney Marmara bölgesinde faaliyet gösteren tavuk çiftliklerinde ortaya çıkan çeltik kabuğu ve tavuk dışkısı karışımının yakıt olarak kullanılabileceği bir sistem tasarlandı.

Firma, hazırladığı proje ile tavuk kümeslerinde önemli bir yüzde oluşturan işletme giderlerinden yakıt maliyetini ortadan kaldırdı. Balıkesir ve özellikle Güney Marmara bölgesinde tavuk üreticiliği yapan firmalara önemli ölçüde katkılar sağlamayı, ihracat yoluyla geliştirilen ürünün diğer ülkelere pazarlanmasını ve ısıtma sistemi üretiminde bir ilki gerçekleştirmeyi amaçlıyor.

"KÜMESLERDE DE YAKIT OLARAK KULLANILABİLİR"
Sistem hakkında bilgi veren Uğur Kazan Sanayi firmasının sahibi ve Balıkesir Sanayi Odası Yönetim Kurulu üyesi M. Uğur Vural, inovasyon yönüne değinerek projeyi bir ilk olarak değerlendirdi. Vural, "Kümes atıklarının, yakıt haline getirilerek kullanılmasını amaçladık. Tavuk kümeslerinde üreticiler, tavukların betonla temas etmemesi için altlık olarak çeltik kabuğu seriyor. Üretim sürecinde tavukların dışkılarıyla bu kabuklar karışıyor ve her yeni dönemde bunların temizlenmesi gerekiyor. 45 günün sonunda bunun temizlenmesi kümesçiler açısından bir sorun. Bunun gübre olarak kullanılması söz konusu ancak bunların temizlenmesi de bir maliyet gerektiriyor. Bu projede ortaya çıkan bu atıkların, kümeslerde ya da başka yerlerde yakıt olarak kullanılması söz konusu. Ayrıca, atıkların bertarafı konusunda da önemli bir çevresel etki sağlıyor." dedi.

Tamamladıkları projenin sonuçları konusunda şüphesi olmadığına işaret eden Vural, birkaç firma ile görüştüklerini ve bunlardan biriyle kurulum aşamasına geldiklerini vurguladı. Vural, projenin, özellikle Bandırma bölgesindeki kümesçiler için çok önemli bir dönüşüm ve fayda sağlayacağını sözlerine ekledi.

Projenin sonuçlarını merakla beklediklerini söyleyen GMKA Genel Sekreteri Gündoğan, şöyle devam etti: "Bu proje hem ajansımız hem de bölgemiz açısından önem verdiğimiz bir projeydi. Yenilikçilik içeren, farklı bir proje. Zaten bu aşamaya başarıyla gelmiş ama biz daha da ileri gitmesini ve ekonomiye katkı sağlamasını gönülden arzu ediyoruz. Ülkemizin en büyük ihtiyacı enerji. Aynı zamanda cari açığımızın en büyük kalemi enerji ithalatı. Özellikle enerji üretilmesi anlamında başarıyla tamamlanmasını önemsediğimiz bir projeydi. Diğer tüm projelerimizde olduğu gibi bu projenin de sonuca ulaşması Ajans olarak her türlü yardımı gösterdik. Özel sektör projelerinde bugüne kadar bir başarısızlık yaşamadık."

18 Şubat 2013 Pazartesi

YOĞURT

YOĞURT
Hemen hemen her sofrada yer alan yoğurtla ilgili çok önemli uyarı geldi. Bizim faydalı diye yediğimiz yoğurttaki asıl tehlikeyi Çapa Tıp Fakültesi Öğretim Üyesi Dr. Yavuz Dizdar açıkladı. Çapa Tıp Fakültesi Öğretim Üyesi Dr. Yavuz Dizdar, endüstriyel yoğurdun yoğurt olmadığını ve son dönemde artan kanser vakalarında bunun etkisinin ilk sırada olduğunu söyledi.

Kanser hastalığı her geçen gün artıyor. Etrafımızda her gün birisine kanser teşhisi konulduğunu duyuyoruz. Uzmanlar, kanserdeki bu kadar yoğun bir artışı yalnızca sigara ile alkolle ve obezite ile açıklamanın mümkün olmadığını düşünüyor.

Rotahaber'e konuşan Çapa Tıp Fakültesi Hastanesi öğretim üyesi Dr. Yavuz Dizdar bu kadar çok hasta ortaya çıkmasını herkesin maruz kaldığı bir etmenle olabileceği görüşünde. Beslenme açısından da birbirinden çok farklı sosyal statüdeki insanlarda da kanserin görüldüğüne dikkat çeken Dizdar, "şunları hayatınızdan çıkarın diyebileceğiniz neler var" sorusuna şu cevabı verdi:
"Biz bilim adamları olarak geçtiğimiz yıllarda bunu çok tartıştık. Birinci sırada olan yoğurt hala ilk sıradaki yerini koruyor. Bizim ülkemizde yoğurt, diğer ülkelere göre açık ara daha çok tüketilen bir üründür. Yoğurt, beslenmeden öte insan vücudunun dengesinin korunması açısından da çok önemlidir."

Bu sözleri ifade eden Yavuz Dizdar, bir noktanın altını çiziyor. "Ama işlemden geçmemiş, endüstriyel yoğurt olmamalı" diyor. Dizdar, endüstriyel yoğurttan niçin uzak durulması gerektiğini de şöyle anlayor:
"Çünkü endüstriyel yoğurt, yapay bir ürün. Ekşimiyor, dolapta bekleyen yoğurdu haftalar boyunca üstten yemeye devam etseniz bir şey olmuyor. Bunu ben defalarca test etmiş biri olarak biliyorum. Biraz dikkat eden herkesin de bildiğini düşünüyorum.

Bir ürün bu kadar çok tüketiliyorsa, bu kadar derin bir değişime gitti ise sorun var demektir. Bir gıdanın bozulma biçiminin dönüşmüş olması, ekşimenin ötesinde küflenmeyi bile atlıyor olması içerikte çok fazla değişiklik yapıldığını gösterir. Kimse kusura bakmasın. Bunlar yoğurt değiller. "

Ana fermente ürünün yoğurt olduğunu hatırlatan Dizdar, maalesef Türkiye'de olmazsa olmazın başında yoğurt ve ayranın geldiğini hatırlatıyor.

HER ŞEY SON 10 YILDA DEĞİŞTİ
Türkiye'de yoğurdun bir 10-15 yıl önce kesinlikle böyle olmadığını hatırlatan Dizdar, bu yeni yoğurt yönteminin bilinçli bir şekilde Türkiye'ye dayatıldığını söyledi. Dizdar, bu güçlerin, yoğurda ilişkin Türkiye'deki yasal tebliğleri bile değiştirdiğini ifade etti. Kendisinin bu konuda eleştirileri gündeme getirdiğinde bazı endüstriyel yoğurt üreticilerinin, "Hocam size bozulmayan yoğurt verdik daha ne istiyorsunuz" diyenlerin olduğunu dile getirdi.

Dizdar, "Peki hayatımızdan her şeyi ile yoğurdu çıkarmalı mıyız?" sorusuna da kesin bir cevap veriyor. "Kesinlikle hayatımızdan çıkarmamalıyız. Tam tersine mümkün olduğu kadar daha çok yer açmalıyız. Ama, endüstriyel yoğurdu bırakıp yoğurdu evde yapmalıyız" diyor.


JOGHURT - YOĞURT
JOGHURT - YOĞURT

JOGHURT - YOĞURT
JOGHURT - YOĞURT

YERLİ ARAŞTIRMA GEMİSİ - TÜBİTAK MARMARA ARAŞTIRMA GEMİSİ

YERLİ ARAŞTIRMA GEMİSİ - TÜBİTAK MARMARA ARAŞTIRMA GEMİSİ
Türkiye'nin ilk yerli araştırma gemisi R/V TÜBİTAK Marmara Araştırma Gemisi Tuzla'da denize indirildi.Bilim, Sanayi ve Teknoloji Bakanı Nihat Ergün ve Kalkınma Bakanı Cevdet Yılmaz, Tuzla'da R/V TÜBİTAK Marmara Araştırma Gemisi'nin denize indirilmesi için düzenlenen törende konuştular.

Bakanı Ergün, Türkiye'nin potansiyelinden yararlanmak için, öncelikle deniz araştırmaları konusunda atılım yapılması gerektiğini belirterek, ''Zira bugün güç demek, bilgi demekle eş anlamlı bir boyut kazanmıştır. Güçlü olmak istiyoruz, ama kendimize soralım; yeteri kadar bilgili miyiz? Güçlü olmalıyız. Potansiyelimiz var, ama aynı oranda bilgili olmamız icap ediyor'' dedi.

Türkiye'deki deniz araştırmalarının gelişmiş ülkeler düzeyinde olması için, Deniz Araştırmaları Mükemmeliyet Merkezi'nin kurulmasının önemli bir aşama olacağı vurgulayan Ergün, konuşmasına şöyle devam etti:
''Böyle bir gelişme, diğer araştırma merkezleriyle bilgi paylaşımı, uluslararası Deniz Örgütü ve AB Çevre/Su Direktifleri'nde belirtilen kriterlere uyum bakımından da gereklidir. Biz bu amaçla, TÜBİTAK Marmara Araştırma Merkezi bünyesinde Deniz Araştırmaları Merkezi'ni kurmaya karar verdik. Bu Merkezde, ulusal ve uluslararası deniz araştırmalarının yapılabilmesi için donanımlı bir araştırma gemisine ve alt yapısına ihtiyaç olmuştur.


Gemide saha ölçüm, örnekleme ve analizlerini yapabilmeyi ve deniz araştırmalarını çok disiplinli olarak gerçekleştirmeyi hedefliyoruz. Böylece ülkemiz için sürekli güncel bir veri tabanı oluşturacak, deniz çalışmalarında önemli olan parametreleri akredite edecek, ölçüm ve örneklemeleri gemi şartlarında ve güvenilir bir ortamda yapabileceğiz.''

Kalkınma Bakanı Cevdet Yılmaz da ''Bu tarz gemilerle daha fazla bilgi üreteceğiz. Bugün buradaki durum araştırma ve gemi sektörü açısından iftihar ettiğimiz bir hadise. Türkiye önemli deniz potansiyeli olan bir ülke. Üç tarafımız denizlerle çevrili. Gelişmemizde bu bir değer. Gerek su gerek maden, çok çeşitli açılardan değerlendirmemiz ve katma değer üretmemiz gerekiyor. Denizcilik alanındaki potansiyelimizin harekete geçmesi de daha fazla bilgi üretmemize bağlı'' dedi.

TÜBİTAK Marmara Araştırma Gemisi'nin inşasını gerçekleştiren ve gemi hakkında bilgi veren Çeksan Gemi İnşa Çelik Konstrüksiyon Sanayi ve Ticaret AŞ Yönetim Kurulu Başkanı Başaran Bayrak ise ''Tersanelerimizin, bu tür gemiler yapabilmeleri için bakanlıklarımızın teşvik ve desteklerine ihtiyaçları vardır. Türk tersaneciliği araştırma gemisi yapacak kabiliyettedir. Bundan sonra bu tarz gemilerin yapımında Türk tersanelerinin tercih edilmesini arzulamaktayız'' dedi.

Konuşmalardan sonra Çeksan Gemi İnşa, Çelik Konstrüksiyon Sanayi Sanayi ve AŞ Yönetim Kurulu Başkanı Başaran Bayrak, Bakan Ergün'e; şirketin Yönetim Kurulu Başkan Yardımcısı İlhan Bayrak da, Kalkınma Bakanı Cevdet Yılmaz'a plaket verdi.

Daha sonra Bakan Ergün, Bakan Yılmaz, TÜBİTAK Başkanı Altunbaşak, İstanbul Valisi Mutlu, Başaran Bayrak ve Metin Kalkavan'ın kurdelayı kesmesinin ardından R/V TÜBİTAK Marmara Araştırma Gemisi suya indirildi.

Törene, İstanbul Valisi Hüseyin Avni Mutlu, Türkiye Bilimsel ve Teknolojik Araştırma Kurumu (TÜBİTAK) Başkanı Yücel Altunbaşak, Marmara Araştırma Merkezi Başkan Vekili Prof. Dr. İbrahim Dinçer, Deniz Ticaret Odası Başkanı Metin Kalkavan, Tersaneler ve Kıyı Yapıları Genel Müdürü Hızır Reis Deniz de katıldı.

Kaynak : AA

Bu ülkenin en değerli insanlarının bir arada bulunduğu, en güzide, geleceğimizi kurgulayacak kurumumuz TÜBİTAK üzerine daha fazla yatırım yapılması, olanaklarının daha fazla yükseltilmesi için devlet, millet olarak elimizden gelenin fazlasını yapmalıyız. Magazinel ağırlıklı basınımız sanatçılardan çok daha fazla övgü, ünü, parayı hakeden insanlara ne zaman objektifleri çevirecekler bilmiyorum. Bu ülkede gerçek sanatçılardan bile çok daha fazla övgü ve ün hakeden insanlar TÜBİTAK çalışanları. Malesef bir gün objektifler buradaki değerli insanlara çevrilse bu ülkenin kaderi değişecek. İlim ve Bilim denilen kutsal kavram hakettiği değeri bulacak. Bu ülkeden daha çok bilim adamı çıkacak. Daha büyük buluşlara imza atılacak. Ama gel görki basınımızın kamerasının açısı sanatçı geçinin zibidilerinin orasından burasından alıkoyamıyor kendisini. Tübitak gibi bir kuruma bir değil, bin gemi alınması gerekir. Bu ülkede topçular, popçular kazansada;

BİZLER SİZLERLE GURUR DUYUYORUZ...
YOLUNUZ AÇIK OLSUN...
NİCE BÜYÜK BAŞARILARA...
SİZLERLE GURUR DUYUYORUZ...

Nacizane görüşüm; Bilim denizlerde, havada, karada olduğu kadar, denizlerdeki, havadaki, karadaki canlılarda... Biliyoruz ki; BBC, National Geographic gibi belgesel kanalları, okyanuslarda, Afrika'da, Kutuplarda sadece hayvanlar üzerine belgeseller çekmiyor. Okyanuslarda hergün bilim literatürüne girmemiş 18 canlı keşfediliyor. Sonarlar, radarlar, termal kameraların temeli, okyanuslarda, kuşlarda ve doğadaki canlılarda saklıydı. Bu canlılar sayesinde bugün bilim bu seviyede... Kalın sağlıcakla...
TÜBİTAK MARMARA ARAŞTIRMA GEMİSİ
TÜBİTAK MARMARA ARAŞTIRMA GEMİSİ

TÜBİTAK MARMARA ARAŞTIRMA GEMİSİ
TÜBİTAK MARMARA ARAŞTIRMA GEMİSİ