VALİZLİK BAVULLUK

VALİZLİK BAVULLUK
VALİZLİK BAVULLUK

18 Şubat 2013 Pazartesi

YOĞURT

YOĞURT
Hemen hemen her sofrada yer alan yoğurtla ilgili çok önemli uyarı geldi. Bizim faydalı diye yediğimiz yoğurttaki asıl tehlikeyi Çapa Tıp Fakültesi Öğretim Üyesi Dr. Yavuz Dizdar açıkladı. Çapa Tıp Fakültesi Öğretim Üyesi Dr. Yavuz Dizdar, endüstriyel yoğurdun yoğurt olmadığını ve son dönemde artan kanser vakalarında bunun etkisinin ilk sırada olduğunu söyledi.

Kanser hastalığı her geçen gün artıyor. Etrafımızda her gün birisine kanser teşhisi konulduğunu duyuyoruz. Uzmanlar, kanserdeki bu kadar yoğun bir artışı yalnızca sigara ile alkolle ve obezite ile açıklamanın mümkün olmadığını düşünüyor.

Rotahaber'e konuşan Çapa Tıp Fakültesi Hastanesi öğretim üyesi Dr. Yavuz Dizdar bu kadar çok hasta ortaya çıkmasını herkesin maruz kaldığı bir etmenle olabileceği görüşünde. Beslenme açısından da birbirinden çok farklı sosyal statüdeki insanlarda da kanserin görüldüğüne dikkat çeken Dizdar, "şunları hayatınızdan çıkarın diyebileceğiniz neler var" sorusuna şu cevabı verdi:
"Biz bilim adamları olarak geçtiğimiz yıllarda bunu çok tartıştık. Birinci sırada olan yoğurt hala ilk sıradaki yerini koruyor. Bizim ülkemizde yoğurt, diğer ülkelere göre açık ara daha çok tüketilen bir üründür. Yoğurt, beslenmeden öte insan vücudunun dengesinin korunması açısından da çok önemlidir."

Bu sözleri ifade eden Yavuz Dizdar, bir noktanın altını çiziyor. "Ama işlemden geçmemiş, endüstriyel yoğurt olmamalı" diyor. Dizdar, endüstriyel yoğurttan niçin uzak durulması gerektiğini de şöyle anlayor:
"Çünkü endüstriyel yoğurt, yapay bir ürün. Ekşimiyor, dolapta bekleyen yoğurdu haftalar boyunca üstten yemeye devam etseniz bir şey olmuyor. Bunu ben defalarca test etmiş biri olarak biliyorum. Biraz dikkat eden herkesin de bildiğini düşünüyorum.

Bir ürün bu kadar çok tüketiliyorsa, bu kadar derin bir değişime gitti ise sorun var demektir. Bir gıdanın bozulma biçiminin dönüşmüş olması, ekşimenin ötesinde küflenmeyi bile atlıyor olması içerikte çok fazla değişiklik yapıldığını gösterir. Kimse kusura bakmasın. Bunlar yoğurt değiller. "

Ana fermente ürünün yoğurt olduğunu hatırlatan Dizdar, maalesef Türkiye'de olmazsa olmazın başında yoğurt ve ayranın geldiğini hatırlatıyor.

HER ŞEY SON 10 YILDA DEĞİŞTİ
Türkiye'de yoğurdun bir 10-15 yıl önce kesinlikle böyle olmadığını hatırlatan Dizdar, bu yeni yoğurt yönteminin bilinçli bir şekilde Türkiye'ye dayatıldığını söyledi. Dizdar, bu güçlerin, yoğurda ilişkin Türkiye'deki yasal tebliğleri bile değiştirdiğini ifade etti. Kendisinin bu konuda eleştirileri gündeme getirdiğinde bazı endüstriyel yoğurt üreticilerinin, "Hocam size bozulmayan yoğurt verdik daha ne istiyorsunuz" diyenlerin olduğunu dile getirdi.

Dizdar, "Peki hayatımızdan her şeyi ile yoğurdu çıkarmalı mıyız?" sorusuna da kesin bir cevap veriyor. "Kesinlikle hayatımızdan çıkarmamalıyız. Tam tersine mümkün olduğu kadar daha çok yer açmalıyız. Ama, endüstriyel yoğurdu bırakıp yoğurdu evde yapmalıyız" diyor.


JOGHURT - YOĞURT
JOGHURT - YOĞURT

JOGHURT - YOĞURT
JOGHURT - YOĞURT

YERLİ ARAŞTIRMA GEMİSİ - TÜBİTAK MARMARA ARAŞTIRMA GEMİSİ

YERLİ ARAŞTIRMA GEMİSİ - TÜBİTAK MARMARA ARAŞTIRMA GEMİSİ
Türkiye'nin ilk yerli araştırma gemisi R/V TÜBİTAK Marmara Araştırma Gemisi Tuzla'da denize indirildi.Bilim, Sanayi ve Teknoloji Bakanı Nihat Ergün ve Kalkınma Bakanı Cevdet Yılmaz, Tuzla'da R/V TÜBİTAK Marmara Araştırma Gemisi'nin denize indirilmesi için düzenlenen törende konuştular.

Bakanı Ergün, Türkiye'nin potansiyelinden yararlanmak için, öncelikle deniz araştırmaları konusunda atılım yapılması gerektiğini belirterek, ''Zira bugün güç demek, bilgi demekle eş anlamlı bir boyut kazanmıştır. Güçlü olmak istiyoruz, ama kendimize soralım; yeteri kadar bilgili miyiz? Güçlü olmalıyız. Potansiyelimiz var, ama aynı oranda bilgili olmamız icap ediyor'' dedi.

Türkiye'deki deniz araştırmalarının gelişmiş ülkeler düzeyinde olması için, Deniz Araştırmaları Mükemmeliyet Merkezi'nin kurulmasının önemli bir aşama olacağı vurgulayan Ergün, konuşmasına şöyle devam etti:
''Böyle bir gelişme, diğer araştırma merkezleriyle bilgi paylaşımı, uluslararası Deniz Örgütü ve AB Çevre/Su Direktifleri'nde belirtilen kriterlere uyum bakımından da gereklidir. Biz bu amaçla, TÜBİTAK Marmara Araştırma Merkezi bünyesinde Deniz Araştırmaları Merkezi'ni kurmaya karar verdik. Bu Merkezde, ulusal ve uluslararası deniz araştırmalarının yapılabilmesi için donanımlı bir araştırma gemisine ve alt yapısına ihtiyaç olmuştur.


Gemide saha ölçüm, örnekleme ve analizlerini yapabilmeyi ve deniz araştırmalarını çok disiplinli olarak gerçekleştirmeyi hedefliyoruz. Böylece ülkemiz için sürekli güncel bir veri tabanı oluşturacak, deniz çalışmalarında önemli olan parametreleri akredite edecek, ölçüm ve örneklemeleri gemi şartlarında ve güvenilir bir ortamda yapabileceğiz.''

Kalkınma Bakanı Cevdet Yılmaz da ''Bu tarz gemilerle daha fazla bilgi üreteceğiz. Bugün buradaki durum araştırma ve gemi sektörü açısından iftihar ettiğimiz bir hadise. Türkiye önemli deniz potansiyeli olan bir ülke. Üç tarafımız denizlerle çevrili. Gelişmemizde bu bir değer. Gerek su gerek maden, çok çeşitli açılardan değerlendirmemiz ve katma değer üretmemiz gerekiyor. Denizcilik alanındaki potansiyelimizin harekete geçmesi de daha fazla bilgi üretmemize bağlı'' dedi.

TÜBİTAK Marmara Araştırma Gemisi'nin inşasını gerçekleştiren ve gemi hakkında bilgi veren Çeksan Gemi İnşa Çelik Konstrüksiyon Sanayi ve Ticaret AŞ Yönetim Kurulu Başkanı Başaran Bayrak ise ''Tersanelerimizin, bu tür gemiler yapabilmeleri için bakanlıklarımızın teşvik ve desteklerine ihtiyaçları vardır. Türk tersaneciliği araştırma gemisi yapacak kabiliyettedir. Bundan sonra bu tarz gemilerin yapımında Türk tersanelerinin tercih edilmesini arzulamaktayız'' dedi.

Konuşmalardan sonra Çeksan Gemi İnşa, Çelik Konstrüksiyon Sanayi Sanayi ve AŞ Yönetim Kurulu Başkanı Başaran Bayrak, Bakan Ergün'e; şirketin Yönetim Kurulu Başkan Yardımcısı İlhan Bayrak da, Kalkınma Bakanı Cevdet Yılmaz'a plaket verdi.

Daha sonra Bakan Ergün, Bakan Yılmaz, TÜBİTAK Başkanı Altunbaşak, İstanbul Valisi Mutlu, Başaran Bayrak ve Metin Kalkavan'ın kurdelayı kesmesinin ardından R/V TÜBİTAK Marmara Araştırma Gemisi suya indirildi.

Törene, İstanbul Valisi Hüseyin Avni Mutlu, Türkiye Bilimsel ve Teknolojik Araştırma Kurumu (TÜBİTAK) Başkanı Yücel Altunbaşak, Marmara Araştırma Merkezi Başkan Vekili Prof. Dr. İbrahim Dinçer, Deniz Ticaret Odası Başkanı Metin Kalkavan, Tersaneler ve Kıyı Yapıları Genel Müdürü Hızır Reis Deniz de katıldı.

Kaynak : AA

Bu ülkenin en değerli insanlarının bir arada bulunduğu, en güzide, geleceğimizi kurgulayacak kurumumuz TÜBİTAK üzerine daha fazla yatırım yapılması, olanaklarının daha fazla yükseltilmesi için devlet, millet olarak elimizden gelenin fazlasını yapmalıyız. Magazinel ağırlıklı basınımız sanatçılardan çok daha fazla övgü, ünü, parayı hakeden insanlara ne zaman objektifleri çevirecekler bilmiyorum. Bu ülkede gerçek sanatçılardan bile çok daha fazla övgü ve ün hakeden insanlar TÜBİTAK çalışanları. Malesef bir gün objektifler buradaki değerli insanlara çevrilse bu ülkenin kaderi değişecek. İlim ve Bilim denilen kutsal kavram hakettiği değeri bulacak. Bu ülkeden daha çok bilim adamı çıkacak. Daha büyük buluşlara imza atılacak. Ama gel görki basınımızın kamerasının açısı sanatçı geçinin zibidilerinin orasından burasından alıkoyamıyor kendisini. Tübitak gibi bir kuruma bir değil, bin gemi alınması gerekir. Bu ülkede topçular, popçular kazansada;

BİZLER SİZLERLE GURUR DUYUYORUZ...
YOLUNUZ AÇIK OLSUN...
NİCE BÜYÜK BAŞARILARA...
SİZLERLE GURUR DUYUYORUZ...

Nacizane görüşüm; Bilim denizlerde, havada, karada olduğu kadar, denizlerdeki, havadaki, karadaki canlılarda... Biliyoruz ki; BBC, National Geographic gibi belgesel kanalları, okyanuslarda, Afrika'da, Kutuplarda sadece hayvanlar üzerine belgeseller çekmiyor. Okyanuslarda hergün bilim literatürüne girmemiş 18 canlı keşfediliyor. Sonarlar, radarlar, termal kameraların temeli, okyanuslarda, kuşlarda ve doğadaki canlılarda saklıydı. Bu canlılar sayesinde bugün bilim bu seviyede... Kalın sağlıcakla...
TÜBİTAK MARMARA ARAŞTIRMA GEMİSİ
TÜBİTAK MARMARA ARAŞTIRMA GEMİSİ

TÜBİTAK MARMARA ARAŞTIRMA GEMİSİ
TÜBİTAK MARMARA ARAŞTIRMA GEMİSİ

3 Şubat 2013 Pazar

MURADİYE KÜLLİYESİ


MURADİYE KÜLLİYESİ
MURADİYE KÜLLİYESİ


MURADİYE KÜLLİYESİ

Bursa Büyükşehir Belediyesi tarafından başlatılan Muradiye Külliyesi'nin restorasyon çalışmalarında, türbelerin kubbesinde yer alan orijinal Osmanlı motiflerinin, 19. yüzyıl sonlarında yapılan bir tadilatla sıva ile kapatıldığı ve üzerine barok desenler işlendiği ortaya çıktı.
Restorasyon uzmanları tarafından bisturi ile titizlikle yapılan çalışmalar sonrası ortaya çıkan orijinal desenlerin 550 yıl geçmesine rağmen ilk günkü canlılığını koruması dikkat çekti.

Büyükşehir Belediyesi, Bursa'nın 'tarih başkenti' kimliğini ön plana çıkararak, kenti canlı bir açık hava müzesi haline getirme hedefi doğrultusunda bugüne kadar 150'nin üzerinde tarihi ve kültürel miras projesini hayata geçirdi. Proje kapsamında Muradiye Külliyesi'nde başlatılan restorasyon çalışmaları, yaklaşık 150 yıllık bir sırrı ortaya çıkardı. Sultan 2. Murad tarafından 1425-1426 yılları arasında yaptırılan ve Fatih Sultan Mehmed'den itibaren 100 yılı aşkın bir dönem içinde peyderpey yaptırılan 12 adet türbeden oluşan Muradiye Külliyesi'ndeki türbelerin kubbesinde yer alan görüntünün orijinal olmadığı belirlendi.

Çalışmalara II. Bayezid'in eşi Gülruh Hatun Türbesi'nden başlayan restorasyon uzmanları, türbe kubbesinde barok desenlerle süslü sıvanın hareketli olduğunu fark edince sondaj çalışması yaptı. Bisturi kullanılarak büyük bir titizle yapılan çalışmalarda mevcut sıvanın altında kalan kubbenin aslında Osmanlı motifleriyle süslü olduğu ortaya çıktı. Bunun ardından II. Bayezid'in oğlu şehzade Mahmud Türbesi'nde yapılan çalışmada da aynı görüntü ile karşılaşıldı.

ORİJİNAL GÖRÜNTÜYE ZARAR VERİLMİŞ
Tarihi sırrı ortaya çıkaran restorasyon uzmanı Sara Özçelik, şu bilgileri verdi: "İskeleyi kurup kubbeye kadar ulaşınca yaptığımız incelemede sıvanın hareketli olduğunu gördük. Bu bölgede yaptığımız sondajda sıvanın altında Osmanlı erken dönem tezyinatı olduğunu gördük. Özellikle 17. yüzyılda Avrupa'da yaygınlaşan barok sanatının etkisi altında kalınarak, sadece Bursa'da değil, İstanbul'da da böyle çalışmalar yapıldığını biliyoruz. Bu türbelerde de 1850'li yıllarda barok sanatının etkisiyle Osmanlı erken dönem tezyinatının sıva ile kapatılıp, üzerine barok desenler işlendiğini sanıyoruz.

Şimdi biz yasa gereği sonradan yapılan düzenlemenin 8'de birini koruma altına alıp, sıvanın altındaki orijinal desenleri ortaya çıkarıyoruz. Sıvanın tutması için kubbedeki desenlere zarar verilmesine rağmen, renkler hala canlılığını koruyor. Biz orijinal renklere hiç dokunmayıp, hasarlı yerlere müdahale edeceğiz. Bu çalışmanın ardından türbeler ilk günkü orijinal görüntüsüne kavuşacak."

"TARİHİ BİR GERÇEK ORTAYA ÇIKARILDI"
Bursa Büyükşehir Belediye Başkanı Recep Altepe de beraberindeki Genel Sekreter Yardımcısı Bayram Vardar ile Tarihi ve Kültürel Miras Projeler Koordinatörü Aziz Elbas ile birlikte restorasyon çalışmalarını yerinde inceledi. Restorasyon Uzmanı Sara Özçelik'ten çalışmalar hakkında bilgi alan Başkan Altepe, Gülruh Hatun Türbesi'ndeki iskeleye çıkarak kubbede yapılan tahribatı bizzat yerinde gördü.

Bursa'nın tarihi ve kültürel mirasını gün yüzüne çıkarmak amacıyla yaptıkları çalışmaların önemine vurgu yapan Başkan Altepe, bu çalışmalar sayesinde tarihi bir gerçeğin de ortaya çıkarıldığını hatırlattı. Bugüne kadar sade bir sıva üzerine barok desenler bulunan türbe kubbelerinin aslında Osmanlı erken dönem tezyinatlarıyla bezenmiş olduğunun ortaya çıktığını kaydeden Başkan Altepe, "Her alanda olduğu gibi restorasyon çalışmalarımızda da alanında uzman ekiplerle çalışıyoruz. Yaklaşık 600 yıllık yorgunluğu bulunan Muradiye Külliyesi'ndeki çalışmalarımızda da tarihi bir gerçek ortaya çıktı. Yaklaşık 550 yılını dolduran türbe kubbesi 19. yüzyılın sonlarında sıva ile kapatılmış ve üzerine Batı'nın etkisinde kalınarak barok desenler işlenmiş. Bu çalışma ile gerçek tarih ortaya çıkıyor ve türbeler orijinal kimliğine kavuşuyor." diye konuştu.

MURADİYE KÜLLİYESİ
Sultan 2. Murad tarafından 1425-1426 yılları arasında yaptırılan Muradiye Külliyesi, Fatih Sultan Mehmed'den itibaren 100 yılı aşkın bir dönem içinde peyderpey yaptırılan 12 adet türbeden oluşuyor. Külliyede Fatih Sultan Mehmed'in annesi Hüma Hatun (Hatuniye) Türbesi, II. Murad'ın oğlu şehzade Alaaddin Türbesi, şehzade Ahmet Türbesi, Fatih'in oğlu şehzade Mustafa (Cem Sultan) Türbesi, Kanuni Sultan Süleyman'ın oğlu şehzade Mustafa Türbesi, Sultan II. Bayezid'in eşi Şirin Hatun Türbesi, II. Bayezid'in diğer eşi Gülruh Hatun Türbesi, Fatih Sultan'ın ebesi Ebe Hatun (Gülbahar Hatun) Türbesi, II. Bayezid'in oğlu şehzade Mahmud Türbesi, II. Bayezid'in gelini Mükrime Hatun Türbesi, Fatih Sultan'ın eşlerinden Gülşah Hatun Türbesi ile saraya mensup kimselerin (cariyelerin) gömülü olduğu Cariyeler/Saraylılar Türbesi bulunuyor.

Kaynak: CİHAN

MURADİYE KÜLLİYESİ

MURADİYE KÜLLİYESİ
MURADİYE KÜLLİYESİ

MURADİYE KÜLLİYESİ 150 YILLIK SIR
MURADİYE KÜLLİYESİ 150 YILLIK SIR


YERLİ MİNİ HABERLEŞME UYDUSU

YERLİ MİNİ HABERLEŞME UYDUSU

YERLİ HABERLEŞME UYDUSU
YERLİ HABERLEŞME UYDUSU

Türksat Genel Müdürü Özkan Dalbay, Türksat'ın sahipliği ve İstanbul Teknik Üniversitesi'nin (İTÜ) desteğiyle yapılan ilk yerli mini haberleşme test uydusunun, Mayıs ayında uzaya fırlatılacağını bildirdi.

Dalbay, yaptığı açıklamada, 29 Kasım 2010 tarihinde İTÜ ile Türksat arasında uydu için protokol imzalandığını anımsatarak, yaklaşık 4 kilogram ağırlığındaki prototip haberleşme uydusunun, dünyadan 690 kilometre yukarıdaki yörüngesinde VHF/UHF frekans bantlarında haberleşme imkanı sağlayacağını ifade etti.
Türksat AŞ'nin Ankara Gölbaşı'ndaki uydu kontrol merkezinden kontrol edilecek olan 3USAT uydusunun, amatör radyo alıcı vericisine sahip olacağını anlatan Dalbay, ''Türkiye üzerinden geçişi süresince de ses ve veri iletişimi sağlayacak. İstanbul Teknik Üniversitesi Uzay ve Uçak Bilimleri Fakültesi ve Türksat mühendislerinin beraber yürüttükleri projede, tasarım çalışmaları tamamlandı, prototip üretimi İstanbul Teknik Üniversitesi Uzay Sistemleri Tasarım ve Test Laboratuvarında yapıldı. Türksat 3USAT'ın yapımı şu anda tamamlandı'' diye konuştu.

Türksat'ın sahipliği ve İTÜ'nün desteğiyle yapılan ilk yerli mini haberleşme test uydusu 3USAT'ın 2012 yılının son çeyreğinde uzaya fırlatılmasının planlanıldığını ifade eden Dalbay, ''Türksat 3Usat'ı Ukrayna'daki roketle fırlatacaktık. Ancak Ukrayna'daki roketin fırlatılmasında idari problemler çıktı, ertelendi ve halen erteleniyor. 2013'ün Şubat'ıydı, yine ertelendi. Şimdi başka bir fırlatıcı şirketle anlaştık. Mayıs ayının başında ya da ortalarında, büyük ihtimalle Çin'den Göktürk-2 uydusunun fırlatıldığı tesislerden fırlatacağız. Buradan uçakla Çin'e göndereceğiz, Mayıs ayındaki fırlatmaya bizim küçük uydumuzu da katacaklar'' diye konuştu.
Alçak yörüngeye oturtulacak olan Türksat 3USAT'ın verilerini bazı haberleşme testlerinde kullanacaklarını belirten Dalbay, düşük çözünürlükteki fotoğrafın da çekileceğini, bu fotoğraflarını Gölbaşı yer istasyonuna gönderileceğini söyledi.

Dalbay, karşılıklı sesli görüşme olanağı sağlayacak olan uydunun, ömrünü tamamlamasının ardından üzerindeki sistemi kullanarak yörüngeden ayrılmasının da sağlanacağını kaydetti.