VALİZLİK BAVULLUK

VALİZLİK BAVULLUK
VALİZLİK BAVULLUK

27 Eylül 2013 Cuma

RADYASYON GEÇİRMEYEN BOYA

RADYASYON GEÇİRMEZ BOYA
RADYASYON GEÇİRMEZ BOYA
Teknolojik aletlerin etrafa yaydığı radyasyondan korunmak onların buluşu sayesinde artık mümkün.

Ankara Elmadağ'da boya üretimi yapan yerli bir firmanın Ar-Ge ekibi, üç yıla yakın bir zaman üzerinde çalıştıkları boyayla elektromanyetik radyasyonu engellemeyi başardı.
Türk kimyacıların geliştirdiği boya sayesinde elektromanyetik radyasyon yüze 99 oranında engellenebiliyor.
Geliştirilen boyaİstanbul Teknik Üniversitesi ile Fizik Mühendisleri Odası tarafından onaylandı.
Astar boya şeklinde duvara uygulanan boyanın üzerine normal boya yapılıyor.
Boyanın çocuk odalarında, hastane ve okullar dahil tüm yaşam alanlarında kullanımınınelektromanyetik radyosyona engelleyeceği belirtiliyor.
Dünyada bu boyanın bir benzeri daha var fakat içeriğinde ağır kurşun olduğu için tercih edilmiyor.

Kurşun maddesi insan sağlığı için tehlike oluşturmakta yerli üretim boyada ise sağlık açısından her hangi bir sakınca bulunmuyor.
Geliştirilen boyanın uygulandığı odada ölçülen elektromanyetik radyasyon değeriyle boyauygulanmamış odadaki radyasyon değerleri arasında yüzde 99'luk fark görülüyor.
Yakın zamanda piyasaya sürülecek olan elektromanyetik radyasyonu kalkanlayan boyanın yalnızca Türkiye de değil dünyada ilgi görmesi bekleniyor.

23 Eylül 2013 Pazartesi

Apis mellifera melezi bal arıları

EN VERİMLİ BAL ARISI
EN VERİMLİ BAL ARISI
Kayseri'nin İncesu ilçesinde 50 yıldır arıcılık yapan Abdullah Oğullu, sakinliği ve yüksek verimiyle dikkati çeken bal arılarının çoğaltılmasını talep ediyor.
Oğullu, AA muhabirine yaptığı açıklamada, ailece 5 kuşaktır arıcılık yaptıklarını belirterek, çok uzun zamandır kendisinde olan arıların insanı kolay kolay sokmadığını söyledi.

Bu arıların renk itibarıyla diğerlerinden farklı olduğunu belirten Oğullu, "Arıları sinirlendiriyorum ama hiçbir şekilde sokmuyorlar. Normal arıları sinirlendirmeye bile gerek kalmadan korumasız şekilde yanlarına yaklaşamazken bu arıların kovanlarına vurup sinirlendirmeme rağmen korumasız bir şekilde bakım yapabiliyorum. Normal arıların bulunduğu bir kovandan 10-20 kilogram bal alırken, sakin arıların bulunduğu kovandan 45-50 kilogram bal alıyorum" diye konuştu.
Arıcılığı imkanları kısıtlı olması nedeniyle amatör şekilde yapabildiğini dile getiren Oğullu, iğnesi olmasına rağmen kolay kolay sokmayan bu arıların profesyonel bir şekilde çoğaltılarak arıcılık sektörünün hizmetine sunulmasını istediğini söyledi.
Kovanın içine çıplak elle ve maskesiz bir şekilde müdahale edebildiğini, petekleri çıkartıp arıları eline alabildiğini ifade eden Oğullu, "Bu arılar da sokuyor ama diğer arılara göre çok sakin. Çok zorda kalmadıkları sürece sokmuyorlar. Bu zamana kadar sadece bir veya iki defa bu arılar beni soktu" dedi.
Oğullu, yüksek verim aldığı bu arılardan 8 kovan bulunduğu belirtti.
"Çoğaltılması yöre arıcıları için uygun olacaktır"
Erciyes Üniversitesi Ziraat Fakültesi Tarımsal Biyoteknoloji Bölümü Başkanı Prof. Dr. Sibel Silici de arıların sokmama gibi bir özelliğinin bulunmadığını, diğer arılar gibi bunların da iğnesi olduğunu ve zorda kaldıkları zaman kesinlikle sokacağını belirtti.
İğnesiz arıların Avustralya, Afrika, Güneydoğu Asya ve Amerika gibi tropik ve subtropik bölgelerde yaşadığını ve görünüşlerinin Türkiye'deki arılardan oldukça farklı olduğunu ifade eden Silici, iğnesiz arıların genelde bal veriminin düşük olduğunu söyledi.
İncesu'daki arıların ise "Apis mellifera" melezi olarak bilinen bal arıları olduğuna dikkati çeken Silici, şunları kaydetti:
"Bu arıların iğnesi bulunmaktadır ve sokar ancak genetik olarak uysal davranış özelliğine sahiptir, bu nedenle sokma eğilimi düşüktür. Arı yetiştiriciliğinde hırçın arıyla çalışmak arıcılar için zor olduğundan uysal ve bal verimi yüksek bal arıları tercih edilir. Söz konusu bal arılarının çoğaltılması yöre arıcıları için uygun olacaktır çünkü bu arılar yöreye adapte olmuş ve yüksek verim alınmıştır."
Kaynak: AA

DEV ARAMA MOTORU GOOGLE AÇIKLADI : CASUSLUK DOĞAMIZDA VAR

GOOGLE CASUSLUK
GOOGLE CASUSLUK
Google’ın yönetim kurulu başkanı Eric Schmidt, ABD Ulusal Güvenlik Dairesi’nin (NSA) neden olduğu casusluk krizi hakkında açıklamada bulunan yöneticiler kervanına katıldı. Schmidt, hükümetin daha şeffaf olması gerektiğini belirtirken, casusluk operasyonları hakkında bir yargıya varmaktan kaçındı.

Ntvmsnbc'nin haberine göre; NSA’nın küresel casusluk programı PRISM kapsamında ABD’li teknoloji devleriyle bilgi alışverişi yaptığı yönündeki iddialar, Facebook, Google ve Yahoo gibi birçok şirketi baskı altına almıştı. Hafta içinde Obama hükümetini eleştiren açıklamalarda bulunan Yahoo CEO’su Marissa Mayer ve Facebook’un patronu Mark Zuckerberg’in ardından, Google’ın üstü düzey yöneticisi Eric Schmidt de NSA’yı eleştirdi.

New York’ta New America Foundation derneğinin etkinliğinde konuşan Schmidt, ‘NSA’nın gerçekleştirdiği gözetim faaliyetleri hakkında toplumsal tartışma yapmanın zamanının geldiğini’ söyledi. Schmidt, ‘casusluğu modern hayatın bir parçası olduğunu da’ kabul etti.

Schmidt, “Yıllardır casusluk faaliyetleri yapılıyor. Bu konuda bir yargıya varmak istemiyorum. Hükümet kaynaklı casusluk toplumumuzun doğasında var” dedi.

'BALKANIZATION' TEHLİKESİ
Google’ın Yahoo gibi ABD Yabancı İstihbarat Denetleme Mahkemesi’ne (Fisa) başvurarak daha fazla şeffaflık talep ettiğini belirten Schmidt, NSA’nın birçok teknoloji şirketi gibi Google’ın sunucularına da bağlantısı olduğu iddiasını reddetti.

Schmidt, yine de NSA’nın nasıl faaliyetler gerçekleştirdiğini tartışmanın meşru olduğunu belirtti ve “Kendimize bakıp şunu sormalıyız: Bu istediğimiz şey mi?” dedi.

2001’den bu yana Google’da görev yapan Schmidt, “Yaşananların getirdiği en büyük tehlike, ülkelerin internetlerini şifreleme altına almaya çalışacakları... ‘Balkanization’ dediğimiz bu kavram altında ülkeler interneti bölecek ve daha spesifik hale getirecek” dedi.

Böyle bir gelişmenin çok olumsuz olacağını belirten Schmidt, “Bu şekilde internetin çalışma şekli bozulur. Benim en çok endişe ettiğim şey de bu” dedi.

YÜN AÇMA YIKAMA VE KERESTE MAKİNALARI

YÜN AÇMA YIKAMA TEKSTİL VE KERESTE MAKİNALARI
YÜN AÇMA YIKAMA TEKSTİL VE KERESTE MAKİNALARI
Kütahya'nın Simav ilçesinde, faaliyetlerine yaklaşık 27 yıl önce dişli imalatıyla başlayan iki kardeş, oğullarının teknik destekleriyle ürettikleri tekstil ve kereste makinelerini, Kuzey Afrika ile bazı Avrupa ülkelerine ihraç ediyor.
Şirket ortaklarından Davut Erdoğmuş, AA muhabirine yaptığı açıklamada, ağabeyi Zekeriya Erdoğmuş ile 1986 yılında makine dişlisi üretimine başladıklarını söyledi.
Ürün portföyünü son yıllarda genişleterek Simav Sanayi Sitesi'nde yer alan 140 metrekarelik atölyelerinde yün açma ve yıkama, kereste ezme gibi makinelerin üretimine başladıklarını belirten Erdoğmuş, şöyle devam etti:
''Son olarak 4 ay gibi bir sürede tamamladığımız ve 4 parçadan oluşan 55 metre uzunluğundaki makinemizi sipariş veren firmaya gönderdik. Makineleri, aldığımız siparişlere göre yapıyoruz. Yaptığımız bir makinenin bedeli 200 bin lira civarında. Yün yıkama makinesi, çamaşır makinesinin daha büyük hali. Bu makine, yıkama, durulama, beyazlatma gibi 7 kademeden oluşuyor. Bu tür makinelerde lastikli sıkma sistemi sayesinde yündeki suyun süzülmesi devre dışı bırakılıyor. Böylece iş gücü, zaman ve elektrik tasarrufu sağlanmış oluyor.''
Libya'ya iki yün yıkama makinesi, Rusya ile Romanya'ya da çap makineleri ihraç ettikleri bilgisini veren Erdoğmuş, pazar aramakla fazla uğraşmadıklarını, müşterilerinin, ithalatçı firma aracılığıyla kendilerine ulaştığını dile getirdi.
Erdoğmuş, müşterilerinin, atölyelerinin küçük olduğunu görünce şaşırdıklarını ifade ederek, "Bu kadar işin bu küçücük yerden çıktığına inanamıyorlar. Yerimizin küçük olduğunun farkındayız ama başka yer bulamıyoruz'' dedi.
Atölyede aile bireylerinin çalıştığı bilgisini veren Erdoğmuş, makinelerin teknik çizimleri, malzemelerin tedariki ve deneme gibi işlere kendisi ile ağabeyinin oğullarının yardımcı olduğunu bildirdi.
Davut Erdoğmuş, iki oğlu bulunduğunu anlatarak, "Oğullarımdan Hasan, Cumhuriyet Üniversitesi Makine Öğretmenliği Bölümü, İbrahim de Afyon Kocatepe Üniversitesi Otomotiv Mühendisliği Bölümü mezunu. Yeğenim Yusuf ise Konya Necmettin Erbakan Üniversitesi Makine Mühendisliği Bölümünde okuyor. İki oğlum ve yeğenimin, ürettiğimiz bütün ürünlerin başından sonuna kadar emekleri bulunuyor" diye konuştu.
Kaynak: AA

SAFRAN BİTKİSİ

SAFRAN BİTKİSİ
SAFRAN BİTKİSİ

İsmi Safranbolu ilçesiyle özdeşleşen, safran bitkisinin kilosunun öğrenince şaşıracaksınız.

Safranbolu ilçesiyle özdeşleşen, ağırlığının 100 bin katı kadar sıvıyı sarıya boyayabilen, 80 bin çiçekten sadece yarım kilogram üretilebilen, boya, yemek, kozmetik, ilaç ve gıda gibi birçok alanda kullanıldığı için "mucize bitki" olarak adlandırılan safranın üretiminde artış hedefleniyor.
Ağustos ayında dikilmeye başlanan, ekim-kasım aylarında mor renkli ve hoş kokulu çiçekler açan, 15-30 santimetre uzunluğundaki safran bitkisi, Safranbolu ilçesinde 39 çiftçi tarafından 40 dönüm alanda üretiliyor.
KİLOSU 20 BİN TL 
Sabah erken saatlerde güneş doğmadan önce toplanan safran, kilogramı 20 bin liradan yurt içi ve dışı pazarlara gönderiliyor.
Karabük Valisi İzzettin Küçük, yaptığı açıklamada, safran üretiminin çok uğraş isteyen ve titizlik gerektiren bir iş olduğunu, bu nedenle üretimi artırmak için çiftçilere çeşitli destekler verdiklerini söyledi.
Kaynak: AA

GRANİT TAŞI KANSER YAPIYOR

GRANİT TAŞI KANSER YAPIYOR
GRANİT TAŞI KANSER YAPIYOR

Türkiye'de iç mekanlarda kullanımı hızla artan granitin sağlığa etkilerini belirlemek üzere İzmir Yüksek Teknolojisi Enstitüsü'nde yürütülen araştırma, çarpıcı sonuçlar ortaya koydu. Araştırmaya göre toplu kapalı alanlarda kullanılan granit akciğer kanseri yapıyor.

İYTE Kimya Mühendisliği Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Mehmet Polat tarafından hazırlanan "Granitlerden Kaynaklanan Radon Salınımı ve Sağlık Riskleri" başlıklı bilimsel literatüraraştırmasına göre magmatik bir kayaç olan granit, bünyesinde diğer doğal taşlara göre dahayüksek miktarlarda uranyum ve toryum barındırıyor.
AKCİĞER KANSERİ RİSKİ
Granitteki uranyum ve toryumun doğal olarak parçalanması sonucu ortaya çıkan radyoaktifetkiye sahip radon gazı ise yeraltı ocaklarıbinaların bodrum katları gibi yere yakın ve iyihavalandırılmayan alanlarda birikerek akciğer kanseri riskini artıracak seviyelere ulaşabiliyor.
Akciğer kanseri kaynaklı ölümlerin ABD'de yüzde 10-15, İngiltere'de yüzde 6'sının radonkaynaklı olduğunu bildirilirken radonun sigaradan sonra en büyük akciğer kanseri sorumlusu olduğuna dikkat çekiliyor.
MERMER VE SERAMİĞE GÖRE DAHA TEHLİKELİ
Çeşitli tipte doğal taşlar üzerinde yürütülen çalışmalar sonucu granitin mermer ve seramiğe göre 2 kat daha fazla radon saldığının bildirildiği araştırmada şu tespitlere yer verildi:
"Radon gazına belirli eşik değerler üzerinde ve uzun süreler soluma yoluyla maruz kalınmasının akciğer kanseri riskini artırdığı literatürde çok farklı kaynaklarda bilimsel olarak kanıtlanmış bir gerçektir. Doğal taşlar arasında magmatik kökenli masif granitlerin, mermer ve benzeri diğer doğal taşlara nazaran daha yüksek miktarlarda uranyum ve toryum içerdiği literatürde açık bir şekilde ortaya konmuştur. Granitler, nispeten daha az gözenekli yapılarına rağmen, yüksek uranyum ve toryum içerikleri nedeniyle daha yüksek radon salınımına da neden olmaktadırlar.
AVM, HAVAALANLARI, HASTANELERDE TEHDİT
Granitlerden kaynaklanan radon salınımının, evlerde mutfak bankosunda olduğu gibi birkaç metrekare ile sınırlı kullanımlar durumunda kayda değer bir risk teşkil etmediği düşünülmektedir. Bu konuda bir risk varsa dahi kanıtlanamamış durumdadır. Ancak granitlerin, alışveriş merkezleri, havaalanları, hastaneler gibi çok daha geniş toplu mekanlarda kullanılması durumunda, kullanım miktarları binlerce metrekareleri bulabileceği için ortama salınacak radon miktarları kayda değer seviyelere çıkabilir. Özellikle akıllı yeni binaların üstün izolasyon nitelikleri, ortam havasının yeterince değişmemesi nedeniyle olası bir radon problemini daha riskli hale getirmektedir."
HAVALANDIRMAYA DİKKAT!
Toplu ve büyük mekanlarda granit yerine farklı alternatiflerin değerlendirilmesi gerektiğinin bildirildiği açıklamada, granitlerde radon salınım değerlerine büyük önem gösterilmesi, mekanın boyutları, havalandırma koşulları gözönüne alınarak, Avrupa Birliği ve Dünya Sağlık Örgütü tarafından konulan sınır değerlerle birlikte değerlendirilmesi gerektiği kaydedildi.
Granit kullanılan binaların uranyum, toryum ve radon aktiviteleri açısından dikkatle izlenmesi gerektiğine değinilen raporda binaların çok iyi havalandırılması, hava tekrar kullanılmak zorunday ise filtreler vasıtasıyla temizlenmesi gerektiği de belirtildi.
ŞEHİR HASTANELERİNE YERLİ TAŞ ÖNERİSİ
Ege Maden İhracatçıları Birliği Yönetim Kurulu Başkanı Arslan Erdinç, granitin estetik görünümü nedeniyle genellikle yapı malzemesi olarak kullanıldığını, tamamı ithal edilen granite olan talebin hızla artmasının sağlık risklerini artırmasının yanında dış ticaret açığı yarattığını söyledi.
Dünyada granitin yarattığı risk nedeniyle iç mekanlarda kullanımının hızla azaldığını, İsviçre gibi ülkelerde kullanımın tamamen yasaklandığını anlatan Erdinç, granitin yerine en önemli alternatif olan mermerin dünyadaki kullanımının ise arttığını dile getirdi.
UZAKDOĞU'DAN İTHAL GRANİTLER TERCİH EDİLİYOR
Türkiye'nin dünyanın en büyük mermer rezervlerine sahip olmasına rağmen, mermerin yerine ağırlıklı olarak Uzakdoğu'dan ithal edilen granitlerin tercih edildiğini belirten Erdinç, "Yıllırdır granitin sağlığa zararlı olduğuna ilişkin uyarılarımıza rağmen ithalat hız kesmeden devam ediyor. Bu işte kamu kurum ve kuruluşları başı çekiyor. TOKİ tarafından ihale edilen hastanelerin iç döşemelerinde dahi granit kullanılıyor. Havaalanları, adliye binaları, kamu binaları ve alışveriş merkezi inşaatlarında da granit tercih ediliyor. Bu konuda Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Taner Yıldız çok duyarlı. Kendisi bizden bir araştırma istedi. İYTE'de hazırlanan raporu kendisine sunduk. Bunu Bakanlar Kurulu'na taşıyacak. En azından kamu ihalelerine konu olan inşaatlarda granit kullanımında radon salınımının dikkate alınarak sınırlama getirilmesini umuyoruz" diye konuştu.
"7 DOLARA ALINIP 30 DOLARA KAMU BİNALARINA SATILIYOR"
Erdinç, yeni yapılacak şehir hastanelerinde granit yerine yerli kalsiyum karbonat esaslı taşların kullanılması gerektiğini, bu konuda girişimlerde bulunacaklarını da belirterek Çin ve Hindistan'da metrekaresi 7 dolara alınan bir granitin Türkiye'deki kamu inşaatlarına 30 dolara satıldığını, buradaki büyük rant nedeniyle sağlıksız olmasına rağmen granit kullanımından vazgeçilemediğini de öne sürdü.
"İSTANBUL VE İZMİR ADALET SARAYLARI TEHDİT ALTINDA"
Türkiye'de granitin yanlış kullanımına en önemli örneklerin İstanbul ve İzmir Adalet Saraylarında görülebileceğine dikkati çeken Erdinç, binlerce metrekare granitin yaydığı radonun bu binaların bodrum katlarına çöktüğünü, yeteri kadar havalandırma yapılmaması halinde bu katlarda uzun süre geçirenlerin sağlık riskleriyle karşı karşıya kalacağını iddia etti.
MERMERCİLİĞİN MERKEZİNDE İTHAL GRANİT
Dünyada mermerciliğin merkezi sayılan Afyonkarahisar'da yapılan devlet hastanesinde de tüm uyarılara rağmen Hindistan'dan ithal edilen granitlerin kullanıldığını söyleyen Erdinç, "Şifa bulmak için gittiğimiz hastanelerde dahi granit kullanılıyor. Bu tehlikeye artık dur denmeli" dedi.
Kaynak: AA

TÜBİTAK DESTEĞİYLE LIGHT TEREYAĞI ÜRETİLDİ

LIGHT TEREYAĞI
LIGHT TEREYAĞI

TÜBİTAK desteğiyle yağ barındırma özelliği olan doğal gıda lifleri kullanılarak tereyağının kalorisi düşürüldü. Yüksek kalori nedeniyle tereyağı tüketemeyen insanlar bu sayede tereyağını rahatça tüketebilecek.


Erciyes Üniversitesi Mühendislik Fakültesi Gıda Mühendisliği Bölümünden Doç. Dr. Mahmut Doğan tereyağının yüksek tansiyon ve damar sertliği olan hastalar tarafından da tüketilebilmesi için TÜBİTAK desteğiyle çalıştığı projede kalorisi düşürülmüş tereyağı üretmeyi başardı. Tereyağının sağlık açısından çok yararlı olduğunu ancak obezite ve kalp damar hastalığı gibi hastalıkları tetiklediği için tüketilmediğini belirten Doğan, tereyağının herkes tarafından rahatlıkla tüketilebilmesi için çalışmalara başladıklarını ve light tereyağı ürettiklerini belirtti.
Tereyağının önemli bir gıda maddesi olduğunu belirten Doğan,"Son yıllarda kolesterolü artırdığı düşüncesiyle tereyağı tüketiminde azalmanın olduğu biliniyor. İnsanların tükettikleri besin maddeleri ile sağlıklı bir yaşam arasındaki ilişkiyi kavramaya başlamasıyla, kolesterol ve kalp damar rahatsızlıklarını öne sürerek tereyağı tüketiminden uzak duruldu. Bunun yanında diyetetik, düşük yağlı ve lifli gıdaların tüketim eğilimi gittikçe arttı. Bu yüzden tereyağında bazı fonksiyonel değişikliklerin yapılması tüketimi olumlu etkileyebilir düşüncesiyle çalışmaya başladık" dedi.
TÜBİTAK ARDEB tarafından yaklaşık 100 bin TL ile desteklenen projeyle, kalorisi azaltılmış, prebiyotik kahvaltılık tereyağı ve kremanın model üretimini yaptıklarını söyleyen Doğan, "Tereyağına ve kremaya fonksiyonel özellik kazandırılması amacıyla yağ katkısı kullanılarak(reçetede en az %15 oranında) model üretimi yaptık. Ürünün yağ katkısını doğal gıda lifleri kullanılarak karşıladık ve tereyağının kalorisini düşürdük" dedi.
Çalışmalarını sürdürerek kalori oranını önce yüzde 35 daha sonra yüzde 50 oranında düşürdüklerini ifade eden Doğan, uygulanan yöntem sonrasında tereyağının lezzetinde ve kokusunda hiçbir değişiklik olmadığını belirtti.
Dünyada İlk Defa Böyle Bir Çalışma Yapılıyor
Tereyağının kalorisinin düşürülerek sağlık açısından kullanamayan hastaların kullanması için dünyada başka bir çalışma yapılmadığını belirten Doğan, ürünün dünyada ilk olduğunu ve patent almak için çalışmalara başladıklarını ifade etti. Doğan, light tereyağının kullanılması ve seri üretimine geçilmesi için girişimde bulunduklarını da sözlerine ekledi.

GUAVA MEYVESİ

GUAVA MEYVESİ
GUAVA MEYVESİ

GUAVA MEYVESİ

Mersin'in Silifke ilçesinde bir çiftçi tadını merak ettiği ana vatanı Güney Amerika ile batı Hindistan olan guava meyvesini yetiştirdi. Limona alternatif olan ve deneme amaçlı dikimi yapılan meyve görücüye çıktı.

Ziraat Mühendisi Mustafa Levent, 3 yıl önce bir dergide gördüğü guava meyvesinin tadını çok merak edince, deneme amacıyla üretime başladı. Antalya´dan getirttiği 5 fidanı toprakla buluşturan Levent, tadını çok beğendiği meyvenin fidanından bin tane daha dikti. 
Eylül ayının ikinci haftasında başlayan hasat döneminin 15 Kasıma kadar süreceğini ifade eden Levent, "Şimdilerde ürettiğim meyve çok yüksek miktarlarda değil. Ancak ağaçların gelişmesiyle daha fazla verim alıp, tamamen bu işe yöneleceğim. Şunda meyvenin tanıtımını yapıyorum. Silifke‘de manavlara ve büyükşehirlere kilosunu 10 liradan gönderiyorum. Tropik meyve satan işyerlerine gönderiyorum." dedi.
Bu yıl üretiminin önemli bir bölümünü tanıtım amacıyla değerlendirmeyi hedefleyen Levent, bu sayede gelecek yıl 2-3 ton hasat etmeyi beklediği meyveden daha ciddi gelir elde etmeyi amaçladığını vurguladı. Guava meyvesinin gıda ve kozmetik sanayinde yaygın olarak kullanıldığını vurgulayan Levent, antidoksan oranı yüksek olan meyvenin prostat kanserine karşı koruyucu olduğu gibi, birçok hastalığa da iyi geldiğinin yapılan araştırmalarla kanıtlandığını belirtti.

GUAVA MEYVESİ YETİŞTİREN MERSİNLİ ÇİFTÇİ
GUAVA MEYVESİ YETİŞTİREN MERSİNLİ ÇİFTÇİ

ÇAYKUR DİDİ SOĞUK ÇAY İHRAC EDİLECEK

BAŞBAKAN ÇAYKUR DİDİ SOĞUK ÇAYIN MÜJDESİNİ VERDİ
BAŞBAKAN ÇAYKUR DİDİ SOĞUK ÇAYIN MÜJDESİNİ VERDİ

ÇAYKUR DİDİ SOĞUK ÇAY İHRAC EDİLECEK

Tümexpo fuarının açılışına katılarak Çaykur standını ziyaret eden Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, Didi'nin ihracatı için çalışmalara başlanacağının müjdesini verdi.

Tüm Sanayici ve İş adamları Derneği tarafından organize edilen ticaret fuarı TÜMEXPO, Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'ın katılımıyla açıldı.
Açılış konuşmasının ardından Başbakan Erdoğan, Ekonomi Bakanı Zafer Çağlayan, Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Taner Yıldız ve Bilim, Sanayi ve Teknoloji Bakanı Nihat Ergün ile birlikte Çaykur standını ziyaret etti. "Didi" içmek için özellikle Çaykur standına geldiğini belirten Başbakan Erdoğan, didi'nin Çaykur'un ihracatına katkı sağlayacağını vurguladı.
Didi'ye Avrupa, Ortadoğu ve Asya ülkelerinden yoğun talep olduğunu belirten Çaykur Genel Müdürü İmdat Sütlüoğlu, "Özellikle Arap ülkeleri "didi"yi çok talep ediyor. Mesela Türkmenistan'a Çaykur'un direkt bir çay satışı yok ama bu ülkeden "didi" talebi var. Yurtdışındaki 3 bin tonluk yaş 
çay pazarımızı didi ihracatımız ile birlikte daha da büyütmeyi hedefliyoruz. İlk didi ihracatımızı ise yakın tarihte gerçekleştirmek planlarımız arasında yer alıyor." dedi.

ÇAYKUR DİDİ SOĞUK ÇAY
ÇAYKUR DİDİ SOĞUK ÇAY

ÇAYKUR DİDİ LİMONLU SOĞUK ÇAY
ÇAYKUR DİDİ LİMONLU SOĞUK ÇAY
ÇAYKUR DİDİ SOĞUK ÇAY ÇEŞİTLERİ
ÇAYKUR DİDİ SOĞUK ÇAY ÇEŞİTLERİ

AHMET ATAKAN'IN ÖLÜMÜ

DR. SELİM MATKAP
DR. SELİM MATKAP

Türkiye'yi karıştıran Hatay'daki ölümün polise mal edilmesinde onun sözleri referans oldu. Dr. Selim Matkap, gerçeği 1 gün sonra gerçeği itiraf etti.

Hatay'da çıkan olaylarda hayatını kaybeden Ahmet Atakan için "yüksekten düşme değil, kafa travması" şeklinde açıklama yapan Hatay Tabip Odası Başkanı Dr. Selim Matkap bu iddiasından vazgeçti.
Türkiye Gazetesine konuşan Dr. Matkap, ortaya çıkan görüntüler ve diğer delillerden sonra Ahmet Atakan'ın ölüm sebebinin yüksekten düşme olduğunu kabul etti.
Dr. Matkap, "Biz Adli Tıp Raporunda ölüm olayının nasıl gerçekleştiğini anlatmayız. Neden öldüğünü anlatırız. Ahmet Atakan olayında da Antakya Devlet Hastanesi'nde adli tıp uzmanlarının yaptığı ve benim de katıldığım ilk muayenede künt travma sonucu beyin kanaması nedeniyle öldüğü saptandı. Elle yaptığımız ilk muayenede kafasının sol iç tarafında çökme kırığı olduğunu ve kafa travması nedeniyle etrafında morarma olduğunu gördük. Yeniden canlandırma sırasında akciğerlerinde 110 cc kanama tespit ettik. Akciğerleri kanla dolmuştu. Elde iki tane veri vardı kafa travması ve akciğerlerinin kanla dolması. Ayrıca yüksekten düşmelerde, ellerde ve ayaklarda da kırılma olur. Bunlar da yoktu. Detaylı değerlendirme yapabilmek için savcılık açık otopsi yapılmasını talep etti ve Adana Adli Tıbbına gönderildi. Ancak bu sırada Valilik yüksekten düşme diye açıklama yaptı. Benim itirazım buna oldu ve 'Yüksekten düşme yok, ilk belirlemeler kafa travması sonucu öldüğünü gösteriyor' dedim. Çünkü benim soruya cevap verdiğim sıradaki veriler onu gösteriyordu" dedi.
Matkap şöyle konuştu:
"Açık otopsinin yapıldığı Adana Adli Tıbbı'nın Raporu'nda omurilik kopması, iç organ yaralanmaları da belirlendi ve yüksekten düştüğü ortaya çıktı. Akşama doğru yerel bir televizyon tarafından çekilen ve akrepten çekilen görüntülerle senkronize olan görüntüler ortaya çıktı. Aile ile de oturduk beraber izledik. Ahmet Atakan'ın yüksekten düştüğüne ilişkin bir şüphe kalmadı. Ancak neden düştüğü konusunda henüz tam bir bilgi sahibi değiliz. Başı mı döndü, biri mi itti onu bilemiyoruz. Bunu savcılık kendi yapacağı soruşturmalar sonucunda ortaya çıkaracaktır. Benim itirazım, ölüm şekli henüz kesinlik kazanmadan Valiliğin yaptığı açıklamayaydı. Bana soru sorulduğu sıradaki bulgular kafa travması ve akciğer kanaması nedeniyle öldüğünü gösteriyordu."