VALİZLİK BAVULLUK

VALİZLİK BAVULLUK
VALİZLİK BAVULLUK

28 Ocak 2015 Çarşamba

KANSER TEDAVİSİNDE ÖNEMLİ GELİŞME

KANSER TEDAVİSİ
KANSER TEDAVİSİ
Kanser tedavisinde çığır açacak teknoloji Türkiye’den
Sabancı Üniversitesi’nin dünya çapında ün yapmış öğretim üyeleri Ali Koşar ve Devrim Gözüaçık SUTAB (SU Tabancası) projesi ile mikro kavitasyon, yani kaynama ile oluşan kabarcıkların aşındırma gücünü kullanarak böbrek taşı, prostat, kanser ve tümörleri hastaya zarar vermeden yok eden bir cihaz tasarladı.

Sabancı Üniversitesi Mühendislik ve Doğa Bilimleri Fakültesi Öğretim Üyeleri Doçent Dr. Ali Koşar ve Doçent Dr. Devrim Gözüaçık ile ekipleri kavitasyon yöntemiyle, yani püskürtülen sıvı içinde oluşturulan mikro boyuttaki su kabarcıklarının (kavitasyon baloncukları) aşındırma gücü ile kanserli hücreleri, tümörleri, prostat ve böbrek taşını parçalayan bir tıbbi cihaz geliştirdiler.

Sıvı püskürttüğü için, su tabancası benzetmesinden yola çıkılarak SUTAB (Sabancı University Tissue Ablation with Bubbles Medical Device) adının verildiği bu cihaz sayesinde kanser, tümörler, prostat ve böbrek taşı tedavisinde yeni bir çığır açılacak. sağlıklı hücre ve dokulara zarar vermeyerek, kanserli hücre ve tümörleri hedef alan özelliği ile SUTAB hastalara ekonomik ve tamamen zararsız tedavi imkanı sağlayacak.

SUTAB nasıl bir teknoloji sunuyor?
Mikro kavitasyon yöntemi ile yani suyun basıncının düşürülerek meydana gelen baloncukların patladığında çıkardığı yüksek enerji kullanılarak kanserli hücreler hedef alınıyor ve yok ediliyor. Böylece sağlıklı hücreler hiçbir zarar görmeyerek sadece kanserli hücreler yok ediliyor. Aynı şekilde kabarcıkların aşındırma enerjisi istenilen hedefe yönlendirilerek tümörler, böbrek taşları ve prostat hedeflenerek yok ediliyor.

SUTAB Türkiye'de bu alanda üretilecek ilk cihaz olma özelliği ile sağlık alanında dünyada bir ilke imza atacak. SUTAB ile birlikte Türkiye'de ilk kez kanser, tümörler, prostat ve böbrek taşı tedavisi için üretilecek cihaz ile hastalara ucuz ve tamamen zararsız tedavi imkanı sağlanacak. Sabancı Üniversitesi araştırmacıları, SUTAB'ın temel prensibi olan hidrodinamik kavitasyonun tıbbi amaçlı kullanımının dünya patentini ellerinde tutuyorlar, bu da cihazın uluslar arası rekabet gücünü artırıyor. SUTAB'ın endoskopi aletine entegre edilmesiyle Türkiye, kendi patentli teknolojisi ile geliştirdiği kanser tedavisi için geniş kullanım özellikli cihazına sahip olmuş olacak.
Kaynak: Milliyet

18 Ocak 2015 Pazar

TÜRKİYE ÇİP FABRİKASI KURUYOR

CHIP FABRİKASI
ÇİP FABRİKASI
ASELSAN ve bilkent Üniversitesi ortaklığında kurulan savunma, uzay, haberleşme ve enerji sektörleri için bir saç telinden daha ince ve dayanıklı malzemelerin üretileceği Türkiye'nin ilk çip fabrikasının temeli 23 Aralık 2014 Salı günü, düzenlenecek törenle atılacak. "AB-MikroNano" şirketin temiz odaları ve ilk kez denenecek teknolojilerle inşa edilecek binasının temeli, Bilkent yerleşkesinde yer alan Bilkent Cyberpark Teknokent bölgesinde Milli Savunma Bakanı İsmet Yılmaz'ın katılımıyla düzenlenecek törenle atılması planlanıyor. Türkiye, bu tesiste üretilecek GaN temelli çipler sayesinde savunma radarı, elektrikli araba, yüksek hızlı tren ve 4G/5G cep telefonu sistemleri gibi stratejik teknolojiler üretebilen dünyanın 4. ülkesi konumuna yükselecek.

Bilkent Üniversitesi Nanoteknoloji Araştırma Merkezi (NANOTAM) Başkanı ve AB-MikroNano şirketinin Genel Müdürü Prof. Dr. Ekmel Özbay, Aselsan ve NANOTAM'ın uzun yıllardır nano ve mikro teknolojiler üzerine ortak pek çok teknoloji geliştirdiğini anlattı. Üretilen çiplerden elde edilen sonuçların, hedeflenen performansların çok üzerinde çıkması sonucunda ASELSAN ve BİLKENT yönetimlerinin bu konuda ortak şirket kurma kararı aldığını dile getiren Özbay, şirketin üretime geçmesiyle Türkiye'nin bu alanda ticari nano mikro çip üretimini yapabilen dünyadaki 4. ülke konumuna yükseleceğini bildirdi.

'Türkiye’nin kalkınması için çok önemli'
Şirketin 30 milyon dolarlık bir yatırımla kurulduğunu aktaran Özbay, “Şirketimiz üniversite-sanayi işbirliği açısından Türkiye’ye örnek olacak. Türkiye’de ilk kez bir üniversite elini taşın altına koyuyor ve üniversitede geliştirilen teknolojinin ticarileşmesi için sanayi ile beraber bu tür bir işbirliğine giriyor. 'Spin-off' olarak adlandırılan ve ABD'de sayıları onbinleri bulan bu tür yüksek teknoloji şirketleri Türkiye’nin kalkınması ve ferahı açısından çok önem taşıyor” değerlendirmesinde bulundu. Türkiye'nin ticari ilk çip fabrikası Laboratuvar ortamında geliştirdikleri teknolojilerin, bir fabrikada ürün olarak ortaya çıkmasının bir zamanlar ancak hayal edilebildiğini, ancak bu hayallerinin gerçeğe dönüştüğünü ifade eden Özbay, "Hep konuşuyorduk şimdiye kadar: 'Yaptığımız işler, ticari ürüne dönüşecek, Türkiye zenginleşecek' diyorduk, ama bir türlü olmuyordu. Şu an bunu oldurmuş durumdayız. 2014 Kasım ayında ASELSAN ve Bilkent Üniversitesinin yüzde 50-yüzde 50 ortaklığıyla kurulan şirketin, üretim tesisinin temelini atıyoruz. Türkiye'nin ticari anlamda ilk çip üreten şirketi olacağız" dedi.
'Türkiye bir koyup 10 kazanacağı bir sektöre giriyor'
Savunma, uzay, havacılık ve enerji sektörlerinin gelişebilmesi için mikro nano çiplerin stratejik önemine işaret eden Özbay, "Türkiye'nin satın aldığı, bazen istese bile temin edemediği çiplerin çok daha gelişmişlerini bu tesiste yapacağız. Böylece artık Türkiye de katma değeri yüksek teknolojik ürünler geliştirebilir bir ülke konumuna yükselecek. Şirket tarafından üretilecek nanoteknoloji temelli ürünler ihraç da edilecek. Teknolojisine kendimiz geliştirdiğimiz için yüksek katma değerli ürünleri üreteceğiz. Yani Türkiye bir koyup 10 kazanacağı bir sektöre giriyor" ifadesini kullandı.

Özbay, şirketin adının ASELSAN'daki A harfi ile Bilkent Üniversitesi'ndeki B harflerinden yola çıkarak AB-MikroNano ismini aldığını bildirdi. Dünyayla yarışır teknolojik düzeyini yakaladık Prof. Dr. Özbay, ASELSAN'la birlikte son 10 yıldır galyum nitrat teknolojileri üzerine malzeme geliştirdiklerini, bu malzemeyle yapılan çiplerin, çok yüksek sıcaklık ve çok düşük sıcaklıklarla çalışabildiğini, dolayısıyla başta savunma, uzay, enerji olmak üzere hemen hemen her elektronik sektöründe ürün geliştirmek için stratejik önem taşıdığını vurguladı.

Özbay, “SSM, MSB Ar-Ge, TÜBİTAK ve Kalkınma Bakanlığı tarafından desteklenen projeler kapsamında yaptığımız çalışmalar ile dünyayla yarışır bir teknolojik düzeyi yakaladık" dedi. Saç telinden çok daha ince ve dayanıklı malzeme üretimine imkan veren nano teknolojiyi ve mikro teknolojiyi kullanarak çiplere çok üstün özellikler kazandırdıklarına işaret eden Özbay, böylece çiplerin gücünü 10-100 kat artırabildiklerini söyledi. Bu çiplerin haberleşmede 4G-5G teknolojilerinin hızlı gelişimine imkan tanıyacağını kaydeden Özbay, "Çipler sayesinde baz istasyonlarında daha güçlü teknolojiler kullanılabilecek, bu sayede cep telefonlarının internet iletişimi de hızlanacak" dedi. Savunma kalkanını bu çipler yapacak Tesiste üretilecek çiplerin Türkiye'nin "savunma kalkanı" projesi ve enerji sektöründe de de kullanılacağını aktaran Özbay, şöyle konuştu:

"Çipler Türkiye için kritik öneme sahip olan savunma radarlarında da kullanılacak. Geliştirdiğimiz teknoloji sayesinde bu radarların güçleri 5-10 kat artacak ve görüş menzilleri sınırlarımızın çok ötesine uzanacak. Bu savunma radar sistemleri ASELSAN tarafından üretilecek. Şirket aynı zamanda, TUSAŞ, Meteksan Savunma, TÜBİTAK Uzay ve benzeri Türk savunma, havacılık ve uzay sanayi kuruluşlarının ihtiyaçlarına yönelik çipler geliştirecek.
Çipler enerji sektöründe de kullanılacak. Güneş enerjisi, hidroelektrik santraller ya da rüzgar enerjisiyle üretilmiş elektriğin bir yerden bir yere taşınması sırasında voltajın 4-5 kez çevrilmesinden (yükseltilmesi veya azaltılması) kaynaklanan ve yüzde 20'ye varan enerji kayıpları ortadan kalkacak. Böylece bir anlamda mevcut tesislerle Türkiye yüzde 20 daha fazla elektrik gücüne kavuşmuş olacak."

Prof. Dr. Ekmel Özbay, Türkiye’nin çok önem verdiği yüksek hızlı tren ve elektrikli araba teknolojilerinde yeni nesil yüksek güçlü çipleri kullanmayı planladıklarını ve bu sayede bu sistemlerde yer alan elektrik motorlarının çok daha güçlü ve verimli hale geleceğini sözlerine ekledi.

Kaynak : AA

SOLUCAN GÜBRESİ

SOLUCAN GÜBRESİ
SOLUCAN GÜBRESİ
Balıkesir’de eczacılık yapan girişimci Erol Işık, kimyasal gübre yerine verimli bir gübre kullanmak için başladığı çalışmanın sonunda toprağın verimini arttıracak solucan gübresi üretmeyi başardı.

Erol Işık, çalışmaya nasıl başladıklarını şöyle anlattı: ‘Kimyasal gübre yerine daha kaliteli ne yapılabilir?’ diye araştırma yaptık. Solucan gübresiyle tanıştık. Yurt dışında araştırmalar yaptık, nasıl yapıldığını gözlemledik. Sonunda da ülkemizde üretmeye karar verdik” dedi.

Işık, söz konusu karışımı, hayvan gübresi ve karbon kaynaklarını kullanarak elde ettikleri bilgisini verdi. Solucan gübresinin, yüksek kalitede olması dolayısıyla ABD’de “siyah altın” diye nitelendirildiğini dile getiren Işık, şunları kaydetti: “Önce çiftliklerden aldığımız hayvan gübresini samanla mikserde karıştırıyoruz. Özel havuzlarımızda 15 gün bekletiyoruz. Bu sırada gübre yanıyor, saman bir anlamda çürüyor. Ardından içindeki bazı mikroorganizmaların ölmesi için ısıl işleme tabi tutuyoruz. Ardından elde edilen kompostu, solucanlara ince tabaka halinde seriyoruz. Solucanlar 3-4 gün içinde bu karışımı granül haline getiriyor. Solucanlar ürettikleri gübrede yaşamıyor, üste doğru çıkıyorlar. Biz de altta biriken gübreyi alıp kullanıyoruz.”

Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanlığından aldıkları izinle ürettikleri karışımı laboratuvarlarda analiz ettirdiklerini ve beklediklerinin üzerinde iyi sonuç aldıklarını bildiren Işık, yüksek kalitedeki gübrenin ülkede daha fazla üretilmesi gerektiğine değindi. Özel bir tür olan bu solucanların ortamı, nem ve sıcaklık değerlerinin önemli olduğunu belirten Işık, yerini beğenmeyen hayvanlardan verim alınamayacağını aktardı. Şimdilik 2 metre en, 15 metre boyunda olmak üzere 30 metrekarelik bir yatakta solucan gübresi ürettiklerini ifade eden Işık, şöyle konuştu: “Bu işe 2 yıl önce bin solucanla başladık. Henüz tam anlamıyla üretime yeni geçtik. Şimdi bütün sermayemiz 250 bin solucan. Yaklaşık 250 bin solucanımız var. İkinci yatağı hayata geçirmek üzereyiz. Bu durumda solucan sayısını da artırmamız gerekecek. Kaliteli ürün elde etmek isteyenler, organik üretim yapanlar bu gübreyi kullanabilir. Toprak analizleri yapılmalı, buna göre miktar belirlenerek kullanılmalı.

MAVİ YEMİŞ

mavi yemiş
MAVİ YEMİŞ
Samsun Ondokuz Mayıs Üniversitesi Bağ Yetiştirme ve Islahı Anabilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Hüseyin Çelik, maviyemişin gerek meyve gerekse bitki olarak çok değerli bir tür olduğunu söyledi.

"Yüzyılın meyvesi" maviyemişin sağlık açısından birçok yarara sahip olduğunu belirten Çelik, şöyle konuştu:

"Üzümsü meyveler içinde taze olarak en fazla dayanan, manav koşullarında 1 haftayı aşkın tazeliğini koruyabilen maviyemiş, 14 farklı alanda kullanılabilmekte. Temelde taze meyve, meyve suyu, reçel, marmelat veya konserveye işlenen maviyemiş kuru şekilde, ilaç hammaddesi olarak, süt ve yoğurt ile karıştırılarak, yaş pastalarda, meyveli ekmeklerde, kek ve çöreklerde, meyve salatalarında, dondurma sanayisinde, süt ile süt ürünlerinde ve ilaç sanayisinde kullanılabilmektedir."

Çelik, maviyemişin antioksidan içeriği en yüksek meyve olduğuna dikkati çekerek, "Gece körlüğü, gözlerde kamaşma ve diğer tüm görme bozukluklarını önler. Taze olarak yenildiğinde kanı temizler, kan şekeri ve kolesterolü düşürür. Yaşlılıkta ortaya çıkan geçici hafıza kayıplarını önler" dedi.

"Maviyemişten yüksek gelir elde etme imkanı var"

Fındık veya çaya göre maviyemişin 10-15 kat daha fazla getirisi olduğunu ifade eden Çelik, şunları kaydetti:

"Geniş alanlarda alternatifi olmayan maviyemiş, bölgenin doğal asitli topraklarında ilave girdi olmaksızın organik yetişebilecek ve yüksek fiyatlara ihracatı yapılabilecek bir meyvedir. Maviyemişler dünya üretimi çok az olan ve üretim girdilerinin fazlalığından dolayı diğer ülkelerde toptan fiyatı 16 dolara kadar çıkabilmektedir. Türkiye'de özellikle de Karadeniz Bölgesi'ndeki doğal asitli topraklarda kolayca yetişebilmekte ve düşük maliyetlerle üretim yapıldığı için birim alandaki getirisi çok daha yüksek olabilmektedir."

Prof. Dr. Çelik, "Yüksek rakımlı yerlerde verimden düşmüş olan veya ekonomik olmayan fındık alanlarında, çay bahçelerinde, hatta boş kalan bazı çayırlık çimenlik alanlarda maviyemiş tarımı yapılarak çok yüksek gelir elde etme imkanı bulunuyor. Türkiye'de 1996 yılında başlattığımız maviyemiş çalışmalarıyla üretim hızla artmakta" ifadesini kullandı.

Kaynak : AA

PETKİM RAFİNERİSİ

PETKİM RAFİNERİSİ
PETKİM RAFİNERİSİ
Petkim Yönetim Kurulu Üyesi Hayati Öztürk, Aliağa'daki Petkim Yarımadası'nda yatırım çalışmaları devam eden STAR Rafinerisi'nin 2017 sonunda devreye alınmasının planlandığını, bu yatırım sayesinde 2020'li yıllarda 5 milyar dolarlık cari açığın engellenmiş olacağını belirtti.

AA muhabirine açıklama yapan Öztürk, SOCAR Türkiye tarafından yürütülen ve Türkiye'nin en kapsamlı yerlileştirme projesi olarak anılan STAR Rafinerisi'nde inşaat çalışmalarının sorunsuz devam ettiğini, yıllık 10 milyon ton ham petrol işleme kapasiteli tesisin saha hazırlama sürecinde olduğunu ifade etti.

Rafinerinin özellikle Türkiye'nin motorin ihtiyacına yanıt vermek amacıyla yapıldığını, aynı zamanda Petkim ile sağlanacak entegrasyon sayesinde daha yüksek katma değerdeki petrokimya ürünlerini üretmeye başlayacaklarını anlatan Öztürk, Petkim'in dışa bağımlılığının bu yatırımla ortadan kaldırılacağını anlattı.

Türkiye'de cari açık sorununun enerjiden sonra en fazla rafineri ürünlerinden kaynaklandığına işaret eden Öztürk, şöyle konuştu:

"Türkiye, rafineri ve petrokimyada net ithalatçı bir konumda. Enerji dışında ciddi büyüklükte cari açığı rafineri ve petrokimya ürünlerinden veriyoruz. Bu yatırım cari açık sorununun çözümüne çok önemli bir katkı sağlamış olacak. Rafineri yatırımının devreye alınmasıyla 2020'lerde 5 milyar dolarlık cari açığın oluşması engellenecek. Projenin yaratacağı istihdam ve tetikleyeceği yatırımların toplam büyüklüğünün bu değerden daha fazla olacak. Çünkü Türkiye, tüketimini hızla artırdığı motorini ithal ediyordu. Bu rafineriyle kendisi üretmeye başlayacak. Bu durum uluslararası oyuncuların da dikkatini yatırıma yöneltmiş durumda."

Dünyada artık rafineri ve petrokimya üretimini entegre edemeyenlerin rekabetçi olamadığını, bu entegrasyonu ilk kez yakalayacak Türkiye'nin yerli üretimde rekabet gücünü hızla artıracağını belirten Öztürk, "Gelecekte Türk imalat sanayisi bu iki tesis üzerine inşa edilecek. Rekabetçi bir kimya üretiminiz olmadığı sürece ne elektronikte, ne otomotivde ne de beyaz eşyada güçlü olursunuz. 2023 hedeflerini yakalamak istiyorsak bu rafineriye ihtiyacımız var" diye konuştu.

Dünyanın önde gelen tüm ülkelerinin üretim altyapılarına yönelik yatırımları artırmaya çalıştığına dikkati çeken Öztürk, 2008'de başlayan krizin ülkelere sadece hizmetler sektörüyle ayakta kalınamayacağını, üretimi güçlü olan ülkelerin krizlerde daha sağlam durabildiğini gösterdiğini kaydetti.

Rafinerinin sanayi altyapısını güçlendirerek Türkiye'yi ekonomik krizlere karşı daha dayanıklı hale getireceğini ifade eden Öztürk, "Yüksek katma değerdeki petrokimya ürünleri sayesinde yeni yatırım imkanları da ortaya çıkacak. Rafineri yatırımı arkasından gelecek diğer yatırımları da tetikleyecek. Ama bu yatırımı yapmazsak zaman içinde elimizdekiler yatırımlar da gider" dedi.

Öztürk, Petkim yarımadası içinde petrokimya kümelenmesi yaratılması konusunda çalışmaların devam ettiğini, ancak bu konuda deklare edilebilecek bir noktada olmadıklarını da sözlerine ekledi.

- Tek noktaya en büyük yatırım

Petkim yarımadası içindeki 2 bin 700 dönümlük alanda kurulacak STAR Rafinerisi'nde saha hazırlama ve hafriyat çalışmalarında 2,5 yıl geride bırakıldı.

Türkiye'nin tek noktaya yapılan en büyük yatırımı olacak tesis, 5.6 milyar dolara mal olacak. 2017 sonunda devreye alınacak rafineride yılda 1.3 milyon ton NAFTA, 5 milyon ton ultra düşük kükürtlü motorin, 1.7 milyon ton jet yakıtı, 698 bin ton petrokok, 525 bin ton reformat, 460 bin ton karışık ksilen, 261 bin ton LPG ve 158 bin ton kükürt üretilecek.

Kaynak : AA

MİLLİ TREN

MİLLİ TREN
MİLLİ TREN
Türkiye'nin belli süre sonra raylı sistemlerde dünya otoritelerinden biri haline geleceğini vurgulayan Bakan Işık "2023 yılına kadar yurt içinde 70 manevra lokomotifi ve 110 hızlı treni hizmete almayı planlıyoruz" diye konuştu.

Milli Elektrikli Lokomotif E1000 Projesi hakkında AA muhabirine açıklamalarda bulunan Işık,TCDD'nin manevra ve kısa mesafe yük taşıma ihtiyaçlarını karşılamak için 1 megavat gücünde elektrikli lokomotif geliştirildiğini ve prototip üretildiğini söyledi.

İŞLER YOLUNDA GİDİYOR

Hızlı tren ve yüksek hızlı trenlere hareket kabiliyeti veren cer sisteminin yerli imkanlarla tamamlandığını belirten Işık, "Bunu lokomotif olarak tanımlıyoruz ama şu anda biz hızlı trenin cer sistemini yaptık. Şu ana kadar tamamı ithal ediliyordu. Test sürüşleri sonuçlanma aşamasında işler yolunda gidiyor, bir sonraki aşamaya geçtik" diye konuştu.

RAYLI SİSTEMDE DÜNYA OTORİTELERİNDEN OLACAĞIZ

Bakan Işık, yüksek hızlı trenlerin cer sistemi için de çalışmaların yürütüldüğüne dikkati çekerek, "1 megavatlık cer sisteminden, 5 megavatlık cer sistemine geçiş yapacağız. Proje, cari açığın azaltılması ve ihracatın artması noktasında çok önemli bir adım. Türkiye belli süre sonra raylı sistemlerde dünya otoritelerinden birisi olacak" ifadelerini kullandı.

18 BİLİM İNSANI ÇALIŞTI


TÜBİTAK'ın desteklediği, 18 bilim insanının çalıştığı ve yaklaşık 10 milyon lira bütçeli projenin, Türkiye Lokomotif ve Motor Sanayii AŞ (TÜLOMSAŞ) ile birlikte yürütüldüğünü ve tedarikçi endüstriyel firmalardan gerekli malzemelerin sağlandığını anlatan Işık, şu bilgileri verdi:

SIRADA ELEKTRİKLİ OTOMOBİL VAR

"TCDD envanterinde bulunan ve yurt dışından yedek parça temininde sorun yaşanan DE11000 lokomotifler 90'lı yılların ortasından itibaren modernize edilmek istenmiştir. 2008 yılında TÜLOMSAŞ'ın TÜBİTAK MAM ile yaptığı iş geliştirme çalışmalarında DE11000 tip lokomotiflerin TCDD ihtiyaçları doğrultusunda elektrikliye dönüştürülerek modernize edilmesi gündeme gelmiştir. Ülkemiz raylı araç sektörünün ihtiyaç duyduğu ve katma değeri çok yüksek olan bu teknolojilerin geliştirilmesi için proje teklifi hazırlanmış ve 1 megavat gücünde 'E1000 Tip Lokomotif Geliştirilmesi' projesi TARAL 1007 programı çerçevesinde TÜBİTAK KAMAG'a sunulmuştur. 2011 yılında başlanan projenin, kasım ayında tamamlanması planlanıyor. Proje sayesinde demiryolu taşımacılığının en kritik bileşeni olan ve tamamıyla yurt dışına bağımlı olduğumuz çekiş ve tren kontrol sistemi ilk defa Türkiye'de tasarlanıp, lokomotif üzeri entegrasyonları yapılarak, TCDD'ye teslim edilecek. Elektrikli lokomotifi ürettik, test sürüşleri tamamlandı. Özgün milli trene doğru önemli bir adım attık sırada elektrikli Otomobil var."

KIRMIZI CEVİZ

ceviz
KIRMIZI CEVİZ
KSÜ Ziraat Fakültesi Öğretim Üyesi Doç. Dr. Mehmet Sütyemez, AA muhabirine yaptığı açıklamada, Türkiye'ye renkli bir ceviz kazandırmanın onur ve gururunu yaşadıklarını söyledi.

BU BEŞİNCİSİ
Kahramanmaraş'ın cevizde Türkiye'de söz sahibi bir kent olduğunu anımsatan Sütyemez, daha önce 4 ceviz çeşidinin ıslah ve tescilini gerçekleştirdiklerini belirtti.
Sütyemez, Türk tarımına kazandırılan çeşitlerin, ülkede aranılan türler arasında yer aldığını dile getirdi.
"Maraş 18" ismini verdiği cevizin iç kurduna karşı son derece dayanıklı bir çeşit olduğunu vurgulayan Sütyemez, şöyle konuştu:

KSÜ CEVİZİ DÜNYADA İKİ TÜRKİYE'DE BİRİNCİ 
"Bir süre önce geliştirdiğimiz 'Sütyemez 1' adındaki ceşit şu anda standart türler arasında dünyanın en iri cevizi durumunda. Ayrıca ceviz yetiştiriciliği dünyasına salkım ceviz tabirini üniversite olarak biz sağlamış olduk. 'Maraş 12' ismini verdiğimiz cevizimizin bir salkımında yaklaşık 25 kadar ceviz bulunuyor."
Sütyemez, "KSÜ" adını verdikleri kırmızı ceviz çeşidinin Türkiye'de ilk dünyada ikinci olduğunu sözlerine ekledi.