Türkiye'de doğal antibiyotiklerin ilk olarak hayvan yemlerinde kullanıldığı belirtildi. Bilim adamlarının uyarısıyla gündeme gelen antibiyotik problemiyle ilgili çalışmalar kapsamında, Türkiye'de doğal antibiyotiklerin ilk olarak hayvan yemlerinde kullanıldığı belirtildi.
Balıkesir Üniversitesi'nden Prof. Dr. Gülendam Tümen, doğal antibiyotik görevi gören hayvan yemlerinin kullanımı ile ilgili bilgi vererek, kimyasal antibiyotiklerin hayvan yemlerine ilave edilmesiyle, bu antibiyotiklerin et ve süt tüketilmesinin ardından insanlara geçtiğini bildirdi.
Doğal antibiyotik içerikli yemlerle beslenen hayvanların et, süt ve benzeri şekilde insanlar tarafından tüketiminin artmasından sonra, insanları tehdit eden antibiyotik sorununun en aza indirgeneceği öğrenildi.
Hayvan yemlerinde kullanılan kimyasal antibiyotiklerin yerine alternatif, doğal antibiyotik arayışıyla çalışmalar yapan Türk bilim adamları, yemlerde doğal antibiyotik olarak kullanılabilecek hayvan yemleri üretti ve kullanmaya başladı.
Balıkesir Üniversitesi'nde Türk kaşif Faruk Durukan'ın da ciddi katkılarıyla yürütülen çalışmalar tamamlandı ve artık bu ürünler dünya pazarında yer bulmaya hazırlanıyor.
"ARTIK ANTİBİYOTİKLERDEN VAZGEÇMEMİZİN ZAMANI GELDİ"
Doğal antibiyotik çalışmasını yürüten ekip üyeleri Prof. Dr. Gülendam Tümen, mikrobiyolog Doç. Dr. Tülin Aşkun ve Faruk Durukan, dünyanın şiddetle önemsediği sentetik antibiyotiklerin etkilerinin çok zayıfladığı bir durumda insanların ve hayvanların doğal antibiyotiklere yönelmesi gerektiğini söyleyerek, işe hayvan yemlerinden başladıklarını ifade etti. Akademisyenler, doğal antibiyotik üretiminde en etkin ham maddenin zeytin ve türevlerinden elde edildiğini belirtirken, konuyla ilgili açıklama yapan Prof. Dr. Gülendam Tümen, "Yüzyıllardır yurdumuzda problem olan zeytin kara suyunun ekstre haline dönüştürülmesi ve çam kabuğuyla karıştırılmış haliyle bu ürünü elde ettik. Bu ürünü hayvan yemi olarak ürettik. Fakat bu ürün direk olarak hayvan yemi olarak kullanılmıyor. Yaptığımız ön çalışmalarda, yüzde 10 oranında hayvan yemine katılırsa, doğal bir antibiyotik görevi görüyor. Doğal antibiyotik görevinin yanı sıra, zeytinden gelen mineraller, aminoasitler ve bazı vitaminleri de taşıdığı için bir gıda destekleyici görevi var. Avrupa'da artık, hayvanlarda antibiyotik kullanımı yasaklandı. Ama ülkemizde hala antibiyotik kullanımı, küçük ve büyükbaş hayvan yetiştiriciliğinde sürüyor. Artık bizim de bu antibiyotiklerden vazgeçmemizin zamanı geldi. Elde ettiğimiz bu ürün artık doğal bir antibiyotik kapasitesine sahip. Bu çalışmamızı, Doç. Dr. Tülin Aşkun ve iş adamı Faruk Durukan ile ortaklaşa yürüttük. Ülkemize ve dünyaya hayırlı olmasını diliyoruz" diye konuştu.
"DÜNYADA PROBLEM OLAN ANTİBİYOTİK SORUNUNU ÇÖZDÜK"
Balıkesir'deki bitki özü üretim tesislerinde AR-GE çalışmaları yapan iş adamı Faruk Durukan da, Balıkesir bölgesinde doğal antibiyotik içeren hayvan yemlerini kullanımına başladıklarını ve yakın zamanda da başka ülkelere satacaklarını ifade ederek, "Biz dünyadaki problemleri çözerek fırsata çevirmeye çalışan bir AR-GE firmasıyız. Dünyada sentetik antibiyotiklerin hayvan yemlerinde kullanılmasından ve vücutlarındaki kalıntılarından dolayı bilim adamlarının çeşitli görüşleri olmakta. Biz de üniversitelerimizle ortak bilimsel çalışmalar yaparak, doğal antibiyotik içerikli ham maddelerden akstrasyon yöntemiyle hayvan yemleri üretmeye başladık. Bu konuda Balıkesir Üniversitesi'nin bize katkıları çok büyük oldu. Biz burada istediğimiz her şeyin özünü elde edebiliyoruz. Bu çalışmamızda da, doğal malzemeleri ekstraksyon yöntemiyle elde ettik ve doğal antibiyotikli hayvan yemlerini üretmeyi başardık. Dünyadaki bu antibiyotik problemini çözmüş bulunuyoruz. Zaten Türkiye'nin de yem ihtiyacı var. Yakında da bu ürünü biz ihraç etmeye başlayacağız" dedi.
10 Ağustos 2014 Pazar
DEPREMİ ÖNCEDEN TAHMİN ETMEK
![]() |
| KADİR SÜTÇÜ DEPREMİ ÖNCEDEN TAHMİN ETTİ |
Deprem Uzmanı Kadir Sütçü, Girit adası çevresinde 5.5 büyüklüğünde deprem beklediklerini belirtmesinin üzerinden kısa bir süre sonra 4.9 büyüklüğünde deprem meydana geldiğini söyledi.
Deprem Uzmanı Kadir Sütçü, evinin bahçesine kurduğu laboratuvarla karıncaların davranışı ve bulutların gözlemlenmesi sonucu meteoroloji ve yeraltı hareketlerini takip edip deprem olup olmayabileceğini önceden tahmin edebildiklerini belirterek, son günlerde Romanya'da 4.5, İran'da 5.4 ve Van'da 4.5 büyüklüğünde meydana gelen depremlerin Muğla ve Antalya bölgesindeki fay hatlarını etkilediğini söyledi. Sütçü, bu kapsamda karıncaların durumuna ve Türkiye üzerinde bulutların hareketlerine bakarak 72 saat içerisinde Girit adası çevresinde 5.5 büyüklüğünde depremin meydana gelmesini beklediklerini belirtmesinin ardından, 4.9 büyüklüğünde deprem meydana geldiğini kaydetti.
KAYNAK : İHA
YORUMUM : Böyle insanlara mutlaka destek vermek gerekiyor. Geçenlerde bir profesörle tartışıyordu Kadir SÜTÇÜ. Prof un kullandığı cümle aynen şu : Orta çağ zihniyetiyle ilkel yöntemlerle araştırma geliştirme yapılıp deprem önceden tahmin edilemez diyordu. İnanılmaz şaşırdım. Bu cümleyi kuran insan nasıl olur da profesör olabilir. AVrupada bilim adamları tamamen doğadan esinleniyor. Doğayı taklit ediyorken karıncaların davranışlarını inceleyerek deprem tahmin edilemez diyen profesörü hangi akla hizmet ederek kim profesör ünvanını vermiş akıl sır ermiyor. Bunu diyen profesör kılıklı adamında bilimsel hiçbir çalışmasının olmaması ayrı bir çelişki...
YORUMUM : Böyle insanlara mutlaka destek vermek gerekiyor. Geçenlerde bir profesörle tartışıyordu Kadir SÜTÇÜ. Prof un kullandığı cümle aynen şu : Orta çağ zihniyetiyle ilkel yöntemlerle araştırma geliştirme yapılıp deprem önceden tahmin edilemez diyordu. İnanılmaz şaşırdım. Bu cümleyi kuran insan nasıl olur da profesör olabilir. AVrupada bilim adamları tamamen doğadan esinleniyor. Doğayı taklit ediyorken karıncaların davranışlarını inceleyerek deprem tahmin edilemez diyen profesörü hangi akla hizmet ederek kim profesör ünvanını vermiş akıl sır ermiyor. Bunu diyen profesör kılıklı adamında bilimsel hiçbir çalışmasının olmaması ayrı bir çelişki...
29 Temmuz 2014 Salı
MOR İNCİ AMETİST TAŞI
![]() |
| YOZGATIN MOR İNCİSİ AMETİST TAŞI |
Yozgat'ın Aydıncık ilçesinde çıkarılan ve Anadolu'nun "mor incisi" olarak bilinen ametist taşı, Kaymakamlığın hayata geçirdiği "İşsizliğe Karşı İş Eğitimleri" Projesi kapsamında Halk Eğitim Merkezi'nde açılan atölyede işlenerek ekonomiye kazandırılıyor.Aydıncık Kaymakamı Coşkun Öztürk, AA muhabirine yaptığı açıklamada, ilçede, kuartz ailesinden olan ametist, akik ve kalsedon taşlarının yıllardır çıkarıldığını söyledi.
Bölge halkının değerinin farkında olmadan kırsalda gelişigüzel topladığı taşları İstanbul piyasasında düşük fiyatlara sattığına dikkati çeken Öztürk, "Aydıncık'ta yıllardır ametist, akik ve kalsedon gibi yarı değerli taşlar işlenmediği için ham hali ile İstanbul piyasasında ucuza satılıyormuş. Kaymakamlık olarak öncelikle taşların çıkarıldığı alanları, kaynakları tespit ederek, ilk etapta kontrollü bir şekilde çıkartılmasını sağladık. Böylece ilçe halkı yılardır ucuza sattığı taşların değerinin farkına vardı" dedi.
Öztürk, ametist taşının Türkiye'de Aydıncık'ın yanı sıra sadece Balıkesir Dursunbey ve Ordu'da çıkartıldığını belirterek, ancak Aydıncık'ta çıkarılanların iri kristalli ve koyu mor rengi ile daha değerli olduğunun altını çizdi.
Akik ve kalsedon taşlarının da bölgeye has özelikleri ile farklılık arz ettiğini vurgulayan Öztürk, "Akik taşımız daha fazla renk çeşitliliğine sahip. Kalsedonumuz da daha derin damarlı ve koyu renkli. Ametist taşı ile birlikte üç farklı yarı değerli taş türüne sahip olan bölgede çıkartılan taşların işlenerek değerini göstermek için sanatkarlar yetiştirmenin yollarını aradık" diye konuştu.
AB DESTEKLİ KURS AÇILDI
Öztürk, Avrupa Birliği Bakanlığının Hayat Boyu Öğrenme ve Gençlik programları kapsamında hazırladıkları "İşsizliğe Karşı İş Eğitimleri" Projesi ile atölye kurarak yarı değerli taşları işlemeye başladıklarını söyledi.
İşsizliğe Karşı İş Eğitimleri Projesi'nin, Hayat Boyu Öğrenme Genel Müdürlüğü tarafından kabul edildiğini vurgulayan Öztürk, şöyle devam etti:
"Proje kapsamında gerekli makine ve teçhizatın büyük bir kısmı alındı. Taş atölyesi ve kuyumculuk sınıfı kuruldu. Daha sonra Halk Eğitim Merkezi ve Yozgat İŞKUR İl Müdürlüğü işbirliğiyle 15 kursiyerin eğitimine başlandı. Kıymetli Taş Takı Kursumuz devam ediyor. Vatandaşlarımızın kursa ilgisi oldukça yüksek. Zamanla kursiyer sayımızı da artırmayı planlıyoruz. Kursiyerlere proje desteği de vereceğiz. Bu destekle kişisel atölyelerin kurulmasını sağlayacağız. Hem kendilerine hem de bölge ekonomisine katkı sağlanmasını hedefliyoruz. Atölyelerimizde ilçede çıkartılan amestist taşından yüzük, bileklik, kolye gibi takı ürünleri ile tespih üretiyoruz. Amacımız Yozgat için bir katma değer oluşturmak ve Türkiye pazarına açılmak. Yozgat'a gelen insanlarımız yöresel lezzet olan testi kebabı yediği gibi bir de yanına ametist taşından bir ürün alarak buradan ayrılsın istiyoruz."
AMTEİST TAŞI
Ametist, genellikle mücevher olarak kullanılan mor renkli bir taş olarak biliniyor. Pembemsi menekşe renginden koyu mor renge doğru geniş bir renk skalasına sahip olan ametist, bu renkleri içeriğinde bulunan demirden alıyor. Vücuttaki fazla ve atık sayılabilecek lüzumsuz elektriği kendinde toplayarak vücut direncini ve gücünü arttırdığı ileri sürülüyor.
Kaynak: AA
KAYA GAZI
![]() |
| KONACIK TA KAYA GAZI ÇALIŞMALARI |
Bakan Taner Yıldız, bazı açılışlar için geldiği Kayseri'de partisinin de programına katıldı. Burada gazetecilerin sorularını yanıtlayan Bakan, Uluslararası Enerji Ajansı toplantısı ve kaya gazı çalışmaları hakkında bilgi verdi. Hafta başında Türkiye'nin 40 yıl boyunca ilk kez dönem başkanlığını aldığı Uluslararası Enerji Ajansı toplantısının faydalı geçtiğini aktaran Bakan Yıldız, "Bakanlık olarak bu toplantıya başkanlık ettik. Başarılı geçti. Şeyl olarak tabir edilen kaya gazı ile ilgili dünya nasıl etkilendi. Üretici tüketici ne oldu, bütün bunların değerlendirilmesi de yapıldı. Şu görülüyor ABD kaya gazını bulmasıyla birlikte enerji maliyetlerini kendi ülkesinde olumlu yönde etkiledi. Avrupa Birliği ülkelerinin üçte biri, Japonya'nın da neredeyse 6'da bir fiyatına bu gazı kullanıyor. Türkiye'nin özellikle Diyarbakır Konacık'ta 4 bin metre Shell ile Türkiye Petrolleri Anonim Ortaklığı (TPAO ) ile beraber açılması için çalışılan kuyu var. 2 bin 500 metreye ulaştık. İkinci kuyu içinde çalışma var. Trakya'da tek başımıza bu kuyuyu açacağız. Bunun teknolojisini de beraberinde transfer ediyoruz. Türkiye'de varsa Edirne'de, Doğu Anadolu'da, Güney Doğu Anadolu'da bunların her birini değerlendirmeye çalışıyoruz." dedi.
"Gerçekçi olmamız lazım, Türkiye bir petrol yada doğalgaz ülkesi değil" diyen Bakan Taner Yıldız, konuşmasını şöyle sürdürdü: "Ama ihtiyacının bir kısmını karşılamak için çalışıyoruz. Net bir rakam veremeyiz. Ama kuyu sayısını artırdıkça daha da rakamlar net ortaya çıkacak. Türkiye'ye geldiğimizde Atlantik konusunda Amerikalı enerji bakanı ile 3 ayrı toplantı yaptık. Kuzey Irak'ta Türkiye'nin özel hukuk hükümlerine tabi kamu şirketlerinin yada özel şirketlerinin yaptığı sözleşme ile ilgili soru sorulduğunda Türkiye'yi desteklediklerini belirttiler. Önümüzdeki süreçte bir dizi ziyaretimiz olabilir. Bağdat yada Basra'ya olacak."
Bakan Yıldız, yapılan işlerle Türkiye'nin ihtiyacını karşılama ve Irak'ın normalleşmesi için işler tahsis ettiklerini anlatarak, "Irak'lı kardeşlerimiz, komşu ve dost ülke ile çok iş yapacağız. Türkiye ve Irak burada kazançlı çıkacaktır. Iraklı her kardeşimizsin bu gelirden adaletli yararlanması içinde çok dikkat ediyoruz. Daha iyi Türkiye ve Irak ilişkisi olacaktır." diye konuştu.
İran'la sürdürülün nükleer faaliyetler konusundaki görüşmeleri de değerlendiren Bakan Taner Yıldız, şu açıklamayı yaptı: "Yaklaşık 4-5 yıldan bu yana İran'daki nükleer faaliyetlerle ilgili sürdürebilir davranışın en son gelinen nokta olduğunu söylemiştik. O gün söylemiştik. Türkiye bu ülkeler arasında komşu olan tek ülke. Zarar veya fayda görecekse bundan en fazla Türkiye etkilenir. Dünyadaki barış adına gerginliğin azaltılması adına bu anlaşma önemlidir. Sonucu varılmasını istiyoruz. İstenilen sonuç elde edilemiyordu. Ama gelişecek ve çözülecektir. Gerginlik ve terörle bir yere varılamayacağı netleşti. İran gerginliğinin de yaptırımlarında iyi bir noktaya doğru gitmesi bölgeye ve Türkiye'ye katkı sağlayacaktır."
Bakan Taner Yıldız, Melikgazi Belediyesi'nin açmış olduğu dershanelerde eğitim gören öğrencilerle de sohbet etti. Öğrenciler arasında Melikgazi Belediyesi Çocuk Meclisi Başkanlığı için yarışan öğrencilerin seçim vaatlerini dinledi.
17 Temmuz 2014 Perşembe
GÜLCİHAN 2 PETROL KUYUSU YENİDEN AÇILACAK
Türkiye, ABD'li Exxon'un 28 yıl önce beton dökerek kapattığı İskender'un açıklarındaki Gülcihan-2 kuyusunu yeniden açacak.
TPAO, derin denizlere açılıyor. İlk sondaj ise ABD'li Exxon'un 28 yıl önce petrolün fiyatı 10 dolar olduğu için beton dökerek kapattığı İskender'un açıklarındaki Gülcihan-2 kuyusunda yapılacak. Bölgede 5 bin metre derine inilecek.
TÜRKİYE, DOĞU AKDENİZ'E DE AÇILDI
Star'ın haberine göre, Türkiye Petrolleri Anonim Ortaklığı (TPAO) derin denizlere açılıyor. Karadeniz'de dünya petrol devleri ile sondaja imza atan Türkiye, Doğu Akdeniz'e de açıldı. Doğu Akdeniz ruhsatları dahilinde derin denizlerde ilk sondaj için İskenderun baseninde Gülcihan-2 kuyusuna yıl sonuna kadar kazma vuruluyor.
İLK DERİN SONDAJ 28 YIL ÖNCE YAPILMIŞTI
Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Taner Yıldız'ın bütçe sunuşunda yer alan bilgilere göre, sondajın bu ay içerisinde başlaması planlanıyor. TPAO'dan edinilen bilgilere göre, Türkiye'nin Akdeniz'deki ilk derin deniz sondajının geçmişi 28 yıl öncesine kadar dayanıyor.
ABD'Lİ FİRMA KUYUYU KAPATTI
1985 yılında ABD'li Esso'nun İskenderun'un 100 metre deniz açığında Gülcihan-1 kuyusu açtığı bilgisini veren bir yetkili "O yıllarda şu anki adı Exxon olan Esso şirketi petrol keşfi yaptı. Ancak petrol varil fiyatı o tarihlerde 10 dolardı. Rakam düşük olduğu için kuyu ekonomik bulunmadı ve çimento ile kapatıldı" dedi.
DÜNYA DEVLERİ İLE GÖRÜŞÜLÜYOR
TPAO'nun son iki yılda yaptığı çalışmalara göre sadece bu alanda önemli miktarda petrol rezervi bulunuyor. Bakanlık yetkilileri Gülcihan sondajında yaklaşık 5 bin metreye inerek Türkiye'nin Akdeniz'in ilk derin deniz sondajını yapacağını belirterek "Akdeniz'de ilk petrolü buradan üretmeyi hedefliyoruz" diye konuştu.
DÜNYA DEVLERİ İLE GÖRÜŞÜLÜYOR
Bu arada Türkiye'nin satın aldığı Barbaros Hayrettin Paşa gemisi sismik çalışmalara devam ederken, dünya devi Shell ile önümüzdeki yıl Antalya'da ilk sondajın yapılması planlanıyor. Mersin ve İskenderun için ise dünya devleri ile görüşülüyor.
TPAO, derin denizlere açılıyor. İlk sondaj ise ABD'li Exxon'un 28 yıl önce petrolün fiyatı 10 dolar olduğu için beton dökerek kapattığı İskender'un açıklarındaki Gülcihan-2 kuyusunda yapılacak. Bölgede 5 bin metre derine inilecek.
TÜRKİYE, DOĞU AKDENİZ'E DE AÇILDI
Star'ın haberine göre, Türkiye Petrolleri Anonim Ortaklığı (TPAO) derin denizlere açılıyor. Karadeniz'de dünya petrol devleri ile sondaja imza atan Türkiye, Doğu Akdeniz'e de açıldı. Doğu Akdeniz ruhsatları dahilinde derin denizlerde ilk sondaj için İskenderun baseninde Gülcihan-2 kuyusuna yıl sonuna kadar kazma vuruluyor.
İLK DERİN SONDAJ 28 YIL ÖNCE YAPILMIŞTI
Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Taner Yıldız'ın bütçe sunuşunda yer alan bilgilere göre, sondajın bu ay içerisinde başlaması planlanıyor. TPAO'dan edinilen bilgilere göre, Türkiye'nin Akdeniz'deki ilk derin deniz sondajının geçmişi 28 yıl öncesine kadar dayanıyor.
ABD'Lİ FİRMA KUYUYU KAPATTI
1985 yılında ABD'li Esso'nun İskenderun'un 100 metre deniz açığında Gülcihan-1 kuyusu açtığı bilgisini veren bir yetkili "O yıllarda şu anki adı Exxon olan Esso şirketi petrol keşfi yaptı. Ancak petrol varil fiyatı o tarihlerde 10 dolardı. Rakam düşük olduğu için kuyu ekonomik bulunmadı ve çimento ile kapatıldı" dedi.
DÜNYA DEVLERİ İLE GÖRÜŞÜLÜYOR
TPAO'nun son iki yılda yaptığı çalışmalara göre sadece bu alanda önemli miktarda petrol rezervi bulunuyor. Bakanlık yetkilileri Gülcihan sondajında yaklaşık 5 bin metreye inerek Türkiye'nin Akdeniz'in ilk derin deniz sondajını yapacağını belirterek "Akdeniz'de ilk petrolü buradan üretmeyi hedefliyoruz" diye konuştu.
DÜNYA DEVLERİ İLE GÖRÜŞÜLÜYOR
Bu arada Türkiye'nin satın aldığı Barbaros Hayrettin Paşa gemisi sismik çalışmalara devam ederken, dünya devi Shell ile önümüzdeki yıl Antalya'da ilk sondajın yapılması planlanıyor. Mersin ve İskenderun için ise dünya devleri ile görüşülüyor.
TÜPRAŞ FUEL OIL DÖNÜŞÜM PROJESİNİ TAMAMLADI
![]() |
| TÜPRAŞ FUEL OIL DÖNÜŞÜM PROJESİ |
Rafineri yoluna D-100 Karayolu'ndan da görülecek biçimde dikilen direkteki geriye doğru sayan dev elektronik sayaç bugün itibarıyla bitime 365 gün kaldığını gösteriyor. Tamamlandığında yılda 1 milyar dolar katma değer sağlayacak bu dev tesis için şu ana kadar da yaklaşık 2,1 milyar dolarlık harcama yapıldı.
2.9 MİLYAR TL TEŞVİK
Geçen 7 Ekim'de, Ekonomi Bakanlığı Teşvik Uygulama ve Yabancı Sermaye Genel Müdürlüğü tarafından 19 Ekim 2012 tarihinden geçerli olmak üzere 'Stratejik Yatırım' kapsamına alınarak, yatırım tutarı 2.9 milyar TL teşvik ile belgelendirilen Fuel Oil Dönüşüm Projesi 2014 yılında devreye alınacak.
TEK KALEMDE EN BÜYÜK YATIRIM
Tüpraş'ın 2.4 milyar dolar ile tek kalemde yaptığı en büyük yatırım olan, rakamsal olarak bakıldığında da yeni bir rafineri yapımına eşdeğer olan Fuel Oil Dönüşüm Projesi'nin tamamlanmasına bugünle birlikte tam 365 gün kaldı. Dev elektronik sayaç da bugün 365 gün kaldığını gösteriyor. Projede, mühendislikte yüzde 99, satın almada yüzde 98, inşaatta yazde 69, olmak üzere proje genelinde yüzde 88 düzeyinde ilerleme sağlandı. Bu projenin tamamlanmasıyla, yılda yaklaşık 1 milyar dolar tutarında katma değer sağlanacağı ve cari açığı da ynı seviyede düşüreceği belirtiliyor.
Akaryakıt ürününü daha yüksek performans özelliklerine sahip yeni bir ürün ile değiştirerek sistemin performansını artırma olarak tanımlanan 'Fuel Oil Dönüşüm Projesi' ile, düşük değerli siyah ürünler, yüksek değerli beyaz ürünlere dönüştürülecek.
Dünyada ve Türkiye'de son yıllarda tüketimi hızla azalan, yaklaşık 4.2 milyon ton yüksek kükürtlü fuel oil işlenerek (yaklaşık 2.9 milyon tonu motorin/jet yakıtı, 530 bin tonu benzin ve 160 bin tonu LPG olmak üzere) toplam 3.5 milyon ton Euro-V standardında değerli beyaz ürün elde edilirken 600 bin ton petrol koku ve 100 bin ton kükürt üretilecek.
30. KURULUŞ YILDÖNÜMÜ
Yarın İzmit, İzmir, Kırıkkale ve Batman Rafinerileri'nde 30. kuruluş yıldönümünü kutlayacak olan Tüpraş'ın, bu yatırımın tamamlanmasıyla dönüşümde dünya sıralamasında ilk çeyreğe yükseleceği belirtildi.
CHEMSON AG'yi OYAK GRUBU SATIN ALDI
![]() |
| CHEMSON AG |
OYAK Grubu, PVC bazlı pencere ve yapı profilleri, boru, enjeksiyon ürünleri, kablo izolasyon ve yumuşak yüzey kaplamaları imalatında kullanılan polimer katkı maddeleri üreten Avusturya merkezli Chemson AG'nin hisselerinin tamamını aldı.
OYAK'tan yapılan açıklamada, grubun 2012 yılı sonunda aynı alanlarda faaliyet gösteren Akdeniz Kimya'yı da satın aldığı hatırlatılarak, "OYAK, Akdeniz Kimya ve Chemson AG şirketleri ile polimer katkı maddeleri arasında önemli bir yer tutan ve PVC mamul üretiminde vazgeçilmez unsur olan PVC stabilizatörleri alanında dünya lideri konumuna ulaşmıştır" denildi.
Açıklamada, satın alma bedeline ilişkin bilgi yer almadı.
Avusturya'daki tesislerine ilaveten İngiltere, ABD, Brezilya, Çin ve Avustralya'da üretim tesisleri bulunan Chemson'un Almanya, Hollanda ve Singapur'da satış ofisleri bulunuyor. OYAK, halen otomotiv, demir çelik, çimento, enerji başta olmak üzere elindeki sanayi portföyü ve hizmet şirketleri ile 35,000 kişiye doğrudan istihdam sağlıyor.
11 Mart 2014 Salı
HRİSTİYAN TERÖR ÖRGÜTLERİ - AVRUPA TERÖR ÖRGÜTÜ
HRİSTİYAN TERÖR ÖRGÜTÜ |
HRİSTİYAN TERÖR ÖRGÜTLERİ - AVRUPA TERÖR ÖRGÜTÜ
Orta Afrika'da Fransa askeri gücünün operasyonundan sonra Hristiyan çeteler Müslümanları öldürüp camileri tahrip ediyor
Dünya Bülteni/ Haber Merkezi
Orta Afrika Cumhuriyeti'nde patlak veren şiddet olaylarıyla ilgili özellikle yabancı ajanslar Müslüman Seleka grubuna odaklanıp gerçek dışı haberler yaparken, şiddetin bilinmeyen yüzü Hıristiyan çeteler ülkede Müslüman sivilleri hedef alıyor.
Ülkenin başkenti Bangui’de yaşayanlardan 48 yaşındaki Beşir, AA’ya daha önce çoğunlukla Hristiyanların bulunduğu Fouh semtinde yaşadığını ancak olaylar patlak verdiğinde söz konusu çetelerin saldırılarına maruz kaldıklarını, caminin ve evlerin tahrip edildiğini söyledi.
Bu saldırılar sırasında erkek kardeşinin de aralarında bulunduğu 4 kişinin öldürülmesine tanık olduğunu ağlamaklı biçimde dile getiren Beşir, saldırganlara ilişkin, "Çok fazla insan vardı, sadece çeteler değil, bölgedeki Hristiyanlar da bu işin içindeydi" dedi.
Bölgedeki bir cami komitesinin başkanı Yahya Ebu Bekir de son dönemde meydana gelen olaylarda 108 Müslüman'ın öldüğünü bildirdi.
Ebu Bekir, "Kadınlar, çocuklar, hatta hamileler bile Hristiyan çeteler tarafından katledildi. Çeteler, insanların uzuvlarını kesti. Cinsel organları kesilen insanların da cesetlerini gördüm" diye konuştu.
Yahya Ebu Bekir, barış istediklerini, Hristiyan çetelerin, Müslümanları öldürerek ve camileri tahrip ederek provokasyonlarda bulunduğunu belirtti.
Adının Selma olduğunu söyleyen bir kadın, "Dört çocuğumu öldürdüler, iki oğlumu, iki kızımı" derken, çocuklarının 10, 8, 6 ve 2 yaşlarında olduğunu ifade etti.
Saldırıda anne ve babasını da kaybeden acılı annenin geçirdiği travma ise gözlerinden anlaşılıyordu.
Söyleşi sırasında mahalleden geçen Fransız askeri konvoyunu küçümseyerek seyreden Ömer Didi ise "Baş belaları" diye bağırdı.
Didi, insanların gözleri önünde öldürüldüğü Fransız askerlerinin hiçbir şey yapmadıklarını savunurken, Müslüman iş adamı Ömer Hüseyin de benzer bir olaya şahit olduğunu söyledi.
Hüseyin, olaylar sırasında içlerinden bazılarının, korunmak için bıçak taşımaya karar verdiğini, Fransız askerlerinin, Hristiyan çetelerin önünde bıçakları aldığını ve bu kişileri çetelerin merhametine bıraktığını ifade etti.
Daha sonra çetelerin bu insanları en acımasız biçimde öldürdüğünü, Fransızların seyirci kalıp, hiçbir şey yapmadığını iddia eden Hüseyin, "Bu nasıl bir barışgücü?" diye sordu.
Ülkedeki Fransız askerlerinin sözcüsü ise söz konusu olayla ilgili açıklama yapmadı.
YORUMUM: Batılı ülkeler ve ABD kurdurdukları, destekledikleri legal veya illegal silahlı gruplara başına islam kelimesini ekleyerek islam anlayışını bilmeyenlere islam dini hakkında kasıtlı olarak yanlış yorum yapılmasını sağlıyor. Legal silahlı örgütler genellikle sömürüldükleri, aç bırakıldıkları için, küresel ve kapitalist sistemden dert yandıklarından dolayı silahlı mücadeleye giriyor. Bu tip oluşumlara da kimsenin terör örgütü demeye hakkı yoktur. Küresel gücün 50 senedir Afganistan, Pakistan'da kan kusturması normal mi. Pakistan, Afganistan ve Afrika'da yapılanlar sırf o bölge benim sömürü alanım kavgasıdır.ŞİMDİ BU HABERİ OKUYAN KİŞİLERDEN SORUMUN CEVAPLANMASINI RİCA EDİYORUM. HANGİ İSLAMİ TERÖR ÖRGÜTÜ DİYE SIFATLANDIRILAN SİLAHLI ÖRGÜTLER AVRUPADA TERÖR EYLEMİ YAPMIŞ veya AVRUPA DA SİLAHLI DİRENİŞ GÖSTERMEKTEDİR? AVRUPA'NIN HANGİ ÜLKELERİNDE BU SİLAHLI İSLAMİ TERÖR ÖRGÜTLERİ HER GÜN BOMBALAR PATLATMAKTADIR. AMA BATI DESTEKLEDİKLERİ ve KURDURDUKLARI SİLAHLI ÖRGÜTLER KANALIYLA AFRİKA, PAKİSTAN ve AFGANİSTAN'DA HER GÜN İSTEDİKLERİ YERDE BOMBA PATLATABİLMEKTE, İSTEDİKLERİ BÖLGEYİ TERÖRÜ BAHANE EDEREK VURABİLMEKTEDİR. BU OLAYLAR GÖZ ÖNÜNE ALINARAK SORULDUĞUNDA SİZCE GERÇEK TERÖR ÖRGÜTÜ KİM?
YORUMUM: Batılı ülkeler ve ABD kurdurdukları, destekledikleri legal veya illegal silahlı gruplara başına islam kelimesini ekleyerek islam anlayışını bilmeyenlere islam dini hakkında kasıtlı olarak yanlış yorum yapılmasını sağlıyor. Legal silahlı örgütler genellikle sömürüldükleri, aç bırakıldıkları için, küresel ve kapitalist sistemden dert yandıklarından dolayı silahlı mücadeleye giriyor. Bu tip oluşumlara da kimsenin terör örgütü demeye hakkı yoktur. Küresel gücün 50 senedir Afganistan, Pakistan'da kan kusturması normal mi. Pakistan, Afganistan ve Afrika'da yapılanlar sırf o bölge benim sömürü alanım kavgasıdır.ŞİMDİ BU HABERİ OKUYAN KİŞİLERDEN SORUMUN CEVAPLANMASINI RİCA EDİYORUM. HANGİ İSLAMİ TERÖR ÖRGÜTÜ DİYE SIFATLANDIRILAN SİLAHLI ÖRGÜTLER AVRUPADA TERÖR EYLEMİ YAPMIŞ veya AVRUPA DA SİLAHLI DİRENİŞ GÖSTERMEKTEDİR? AVRUPA'NIN HANGİ ÜLKELERİNDE BU SİLAHLI İSLAMİ TERÖR ÖRGÜTLERİ HER GÜN BOMBALAR PATLATMAKTADIR. AMA BATI DESTEKLEDİKLERİ ve KURDURDUKLARI SİLAHLI ÖRGÜTLER KANALIYLA AFRİKA, PAKİSTAN ve AFGANİSTAN'DA HER GÜN İSTEDİKLERİ YERDE BOMBA PATLATABİLMEKTE, İSTEDİKLERİ BÖLGEYİ TERÖRÜ BAHANE EDEREK VURABİLMEKTEDİR. BU OLAYLAR GÖZ ÖNÜNE ALINARAK SORULDUĞUNDA SİZCE GERÇEK TERÖR ÖRGÜTÜ KİM?
TSE OTO TEST MERKEZİ
![]() |
| OTO TEST MERKEZİ |
Bilim, Sanayi ve Teknoloji Bakanı Nihat Ergün, "Türkiye, otomotiv sektöründe önemli bir ülke ama otomotiv test merkezimiz yoktu. Şimdi Bursa Yenişehir'de TSE yatırımıyla yeni otomotiv test merkezi yapılıyor. Her açıdan otomotiv sektörünün testlerinin burada yapılacağı bir noktaya gelmiş oluyoruz" dedi.
Ergün, Ulaştırma, Denizcilik ve Haberleşme Bakanı Binali Yıldırım ile tehlikeli madde taşınmasında kullanılan araç, tank, ambalaj ve kaplar konusunda "İlk Ulusal Uygunluk Belgesi" verilmesi dolayısıyla Türk Standartları Enstitüsünde düzenlenen törene katıldı. Ergün, burada yaptığı konuşmada, bu yıl mart ayında, TSE ile Ulaştırma, Denizcilik ve Haberleşme Bakanlığı arasında, tehlikeli maddelerin taşınması gibi çok önemli, herkesi yakından ilgilendiren konuyla ilgili protokol imzalandığını anımsattı. Tehlikeli maddelerin Türkiye'de belirli bölgelerde yoğun bir şekilde sevk edildiğini belirten Ergün, bunların taşıma sistemleriyle ilgili belgelendirme ve muayene mekanizmalarının, test ölçüm mekanizmalarının yeterince geliştirilmediği için yurt dışı kaynaklara başvurulduğunu anlattı.
Türkiye'nin potansiyelinin yeterince kullanılmadığını dile getiren Ergün, "Türkiye'nin, bu gibi örnekler çok açık bir şekilde göstermektedir ki bugün yaptıklarından kat kat fazlasını yapabilecek potansiyeli var. Bugün Türkiye ne yapıyorsa, aslında 'yapamıyorum' dediği şeyleri de yapabilecek imkan ve kabiliyete sahip ülkedir. Yeter ki bu potansiyeli iyi değerlendirelim, kararlı ve cesur adımlar atalım" diye konuştu. Türkiye'nin kendi uydularını yapma ve fırlatma imkan ve kabiliyetine sahip olduğunu ifade eden Ergün, Türkiye'nin potansiyelini keşfettiğini, her alanda bu imkan ve kabiliyetin önünü açan yaklaşımlar sergilediğini, bugün yapılan işin bunun küçük bir örneği olduğunu bildirdi. Bundan sonra, tehlikeli maddelerin taşınmasıyla ilgili sistemlerin, gözetim, muayene, belgelendirme işlemlerinin tamamen Türkiye'nin teknik imkanları ve kabiliyeti çerçevesinde yürütüleceğini dile getiren Ergün, mart ayında bunun kararının alındığını ve 4 ayda bunu gerçekleştirme, 6 ayda da bunun belgelendirme törenini yapabilme imkanına sahip olunduğunu söyledi.
Türkiye'nin ihtiyaçlarıyla bilgi birikimini ve teknolojisini artıran, geliştiren ülkelerden olacağını belirten Ergün, şöyle konuştu: "Bizim bugün var olan ihtiyaçlarımız, yetkinliklerimizi arttırmaya, potansiyelimizi keşfetmeye, teknolojimizi geliştirmeye imkan veren düzeydedir. Bunlar yerli imkanlarla, teknolojilerle, yerli teknik personelle, bilim adamlarıyla karşılandıkça ihtiyaçlar çeşitlenecek, niteliği artıracak. Bu da daha da gelişmemize yol açacaktır." İhtiyaçların karşılanmasında "ver parayı, al malı" anlayışı yerine, bilgi ve teknoloji içeren ve ülkeyi geliştirici yönde hareket edilmesi gerektiğini anlatan Ergün, "Bunun için de imkanlarımızı, kabiliyetimizi o ihtiyacı karşılamaya yöneltmeliyiz. O zaman teknolojimizi, bilgi birikimimizi, nitelikli insan gücünü artıracak bir noktaya geliriz. Onun için ihtiyaçlarımızı sadece parayla alalım düşüncesinde olmamalıyız" dedi.
Türkiye'nin ihtiyaçlarını, teknolojik gelişim ve bilgi kapasitesini artıracak önemli bir fırsat penceresi olarak görmesi gerektiğini dile getiren Ergün, TSE'nin de bunu keşfettiğini ve birçok alana girerek Türkiye'nin yetkinliğini, bilgi birikimini, teknik kapasitesini artıran uluslararası bilgi pazarından, gözetim ve muayene pazarından ve teknik kapasite pazarından daha büyük pay alınmasını artıracak işlere yöneldiğini anlattı. Türkiye'deki yatırımların her birinin çok önemli gözetim, muayene, test işlerinin olduğunu dile getiren Ergün, şunları kaydetti: "Türkiye otomotiv sektöründe önemli bir ülke. Tip onay belgelerinin verilmesi bizim kapasitemizi çok artırdı ama hala bir otomotiv test merkezimiz yoktu. Şimdi Bursa Yenişehir'de TSE yatırımıyla yeni otomotiv test merkezi yapılıyor. Her açıdan otomotiv sektörünün testlerinin burada yapılacağı bir noktaya gelmiş oluyoruz. Yeni laboratuvar yatırımlarıyla TSE, büyük bir atak içinde. Bütün bunlar bizim kapasitemizi daha da artıracak."
"Bu bilgiler kritik ve stratejik"
Yapılan ya da satın alınan şeylerin ölçme, test edilme ve analiz edilmesinin bilinmemesinin hiçbir şey bilinmediği anlamına geldiğini vurgulayan Ergün, şunları kaydetti: "Yaptığımız ya da satın aldığınız şeyin ölçmesini bileceksiniz. Onun davranışlarını okuyabilmek lazım. Hangi şartlarda nasıl davranır bu cihaz, malzeme? Nasıl davranması lazım? Malzemelere nasıl davranmasını istiyorsanız, öyle bir davranış şekli öğretebilirsiniz. Nasıl insanlara öğretiyorlar, malzemelere de cihazlara da öğretilebiliyor ama onun için ölçmesini, analiz etmesini, test etmesini bilmek lazım. Bunu bilmezseniz malzemelere yön veremezsiniz, onlara yeni bir davranış şekli benimsetemezsiniz. Onlar nasıl istiyorsa siz öyle davranırsınız. Halbuki biz nasıl istiyorsak malzemelerin öyle davranması lazım. Onun bilgisine sahip olmak için de bu test analiz ölçme kabiliyetlerini artırmalıyız. Onu yapmaya çalışıyoruz. Bunlar biraz sessiz ve derinden giden işlerdir. Gürültüsü, patırtısı olmaz bu işlerin. Olsa da herkes kulak kabartmaz ama sonunda herkesin işine yarar bunlar.
Toplamda bütün ülkenin işine yarar. Bugüne kadar ülkemizde doğru ölçülemediği, test edilemediği ve doğru belgelendirilemediği için iki tane tehlikeli madde taşıyan tanker kazası olmuş, insanlar hayatını kaybetmişse, bunu bu gibi eksiklikler nedeniyle yaşadıysak büyük üzüntü duyarız. Herkesi ilgilendiren çok acı deneyimlerle bizi karşı karşıya bırakan tablolar oluşuyor. Onun için bu bilgiler kritik ve stratejiktir."
TSE Başkanı Hulusi Şentürk ise martta yetkilendirme görevinin TSE'ye verildiğini anımsatarak, 1 Temmuz itibariyle başvuruları almaya başladıklarını söyledi. Kısa sürede gerekli programları ve eksik cihazları tamamladıklarını ifade eden Şentürk, bugün de ilk belgelerin verilmeye başlandığını kaydetti. Konuşmaların ardından tehlikeli madde taşımacılığında faaliyet gösteren 7 firmaya belgeleri verildi.
Kaynak: AA
İSLAMİ TERÖR OSMAN GÜRCAZ
Terörle mücadelenin tartışıldığı uluslararası konferansta yabancıların 'islami terör' kavramlarını kullanmasına Jandarma Genel Komutanlığı Terörle Mücadele Daire Başkanı Osman Gürcan itiraz etti.
Gürcan bu kavramların yan yana gelemeyeceğini kaydederek düzeltilmesini istedi.
Kamu Düzeni ve Güvenliği Müsteşarlığı'nın Avrupa Konseyi ile birlikte düzenlediği 'Terörle Mücadelede Ulusal ve Uluslararası Koordinasyon' konulu uluslararası konferans İstanbul'da The Marmara Hotel'de yapıldı.
![]() |
| OSMAN GÜRCAZ |
Konferansın ikinci oturumunda Hollanda ve Rusya'dan gelen katılımcılar sunumları esnasında 'cihadist terör' ve 'İslami terör' kavramlarını kullanınca, konferansın soru-cevap bölümünde Jandarma Genel Komutanlığı Terörle Mücadele Daire Başkanı Kurmay Kıdemli Albay Osman Gürcan bu kavramlara itiraz etti.
"YANLIŞ ANLAMLAR YÜKLENİYOR"
Bu kavramlara yanlış anlamlar yüklendiği ifade eden Gürcan şöyle dedi: 'Cihad sadece İslam'ı, müslümanlığı tanıtmak anlamına gelmektedir. Böyle bir tanımlama gündeme geldi. Diğer bir tanımlama da 'İslami terör' diye.
Terörle mücadelede tanımları okuduğumuzda İslami terör kavramı Oliver Roy'un tanımlamaları olarak gündeme geliyor. Cihad kelimesi ile cihadizm hiçbir zaman yanyana gelmemiştir. Dinimizde ve genelde de mücahid anlamına geliyor. Cihad yapan kişiye mücahid deniyor. Böyle baktığımızda isimler arasında farklılıklar görüyoruz. Bu yanlış kullanımı düzeltmemiz gerekmiyor mu?'
Soruyu cevaplayan Hollanda Güvenlik ve Adalet Bakanlığı Terörle Mücadele Ulusal Koordinatörü'nün Hukuk Danışmanı Lucia Ling Ket On, 'Cihadist terör' yanlış çağrışımlar yapabilir. Daha iyi bir kelimeyi arıyoruz ama maalesef cihadist bir terörizm bizim tarafımızdan kullanılıyor' dedi.
Rusya Ulusal Terörle Mücadele Komitesi Uzmanı Sergei Gerasenkov da, 'Sizin değindiginiz konu çok hassas. Bizim kastettigimiz radikal amaçlar kullanarak hedeflerine ulaşmak isteyen İslamistlerdir ama Müslümanları da rencide etmiş oluyoruz' dedi.
Kaynak: YENİ ŞAFAK
ELEKTRİKLİ YERLİ OTOMOBİL
![]() |
| ELEKTRİKLİ YERLİ OTOMOBİL |
Tofaş, yarım milyar doları aşan yatırımla yeni otomobil üretecek. Türk mühendislerin tasarlayacağı ve patent hakları Tofaş'a ait B sedan araç, 2015 yılında yollara çıkacak.
Türk otomotiv sektöründen yeni yatırım müjdesi geldi. Türk mühendisler tarafından tasarlanacak ve fikri mülkiyet hakları tamamen ülkemize ait olacak yerli otomobil için düğmeye basıldı.
VİAGGİO MODELİ OLACAK
Tofaş, Bursa fabrikasına yapacağı 520 milyon dolar yatırımla yeni bir yerli otomobil daha üretecek. Araç için teşvik başvurusunda bulunmaya hazırlanan şirket, projeye bu yıl start verecek. B sedan sınıfında yer alacak aracın üretimine 2015 yılının ikinci yarısında başlanacak. Otomobil 2015'in son çeyreğinde yollara çıkacak. Yerli modelde Çin'de üretilen Viaggio modelinin platformu kullanılacak.
580 bin adet üretecek
Tofaş, yeni otomobilden yılda yaklaşık 70 bin adet üretmeyi planlıyor. Yerli otomobilde ağırlık iç pazara verilecek. Yeni araçtan Türkiye'de yılda 45 bin adet satılması öngörülüyor. Üretimin üçte biri yani 25 bin adedi de dünya pazarlarına ihraç edilecek. Tofaş, yeni otomobilden 2015-2023 yılları arasında toplam 580 bin adet üretmeyi hedefliyor.
İki projeye 900 milyon $
Albea ve Palio modellerinin ömrü sona erdikten sonra sadece Linea ile binek otoda üretim yapan Tofaş, yeni projeyle bu boşluğu dolduracak. Şirket, yeni otomobille Doblo, Minicargo (Fiat Fiorino-Citroen Nemo-Peugeot Bipper) ve Linea modelleriyle 255 bin adet seviyesinde olan üretimini 300 binlerin üzerine yükseltecek. Bursa tesisi yıllık 400 bin adetlik kapasitesini zorlayacak. Yeni Doblo'yla beraber Tofaş'ın toplam yatırımı 900 milyon doları bulacak.
İkinci yerli model için Fiat'tan onay bekliyor
Tofaş CEO'su Kamil Başaran Şubat ayında yaptığı açıklamada, şirketin patent haklarına sahip olacağı ve 2015 yılı sonunda piyasaya çıkabilecek biri B sınıfında sedan, diğeri C segmenti olmak üzere 2 yeni yerli model üzerinde çalıştıklarını açıklamıştı.
Başaran, iki yeni projenin nihai onay süreçlerinin Temmuz ayında tamamlanmasını beklediklerini kaydederek, şunları söylemişti:
"Projelerin tüm fikri ve sınai mülkiyet hakları Tofaş'a ait olacak. Tofaş'ın binek otomobilde Linea ile etkin bir oyuncu olarak yoluna devam etmesini istiyoruz. İki binek otomobilin tasarım ve modelleme çalışmalarına Ar-Ge merkezimiz başladı. İki modelin üretimiyle binek otomobilde iddiamızı artarak sürdüreceğiz."
B sedan modelden sonra, yeni otomobil için İtalyan ortak Fiat'ın onayı bekleniyor.
Bu yıl 270 bin araç satacak
Tofaş, bu yıl ihracat ve iç pazar dahil toplam 270 bin adet araç satımayı hedefliyor. Şirket, 255 bin adetlik üretime ulaşmayı planlarken, bu rakamın 160 bin adetten fazlasını 80'den fazla ülkeye ihraç edecek. (Vatan)
5 Mart 2014 Çarşamba
GÜNEŞ ENERJİSİYLE ÇALIŞAN İNSANSIZ HAVA ARACI (İHA)
![]() |
| GÜNEŞ ENERJİSİYLE ÇALIŞAN İHA |
GÜNEŞ ENERJİSİYLE ÇALIŞAN İNSANSIZ HAVA ARACI (İHA)
Ankara Bilkent Cyberpark Teknoloji Bölgesinde faaliyet gösteren TK3-Teknik isimli firma, TOBB Etü Öğretim Üyesi Prof Dr Ünver Kaynak başkanlığında, Türkiye'nin ilk güneş enerjisi ile çalışan İHA'sını geliştirdi. TÜBİTAK'ın 200 bin TL'lik desteğiyle TOBB Üniversitesi'nde üretilen İHA, yüzde 100 yerli.'HEDEFİ GOOGLE EARTH'TE BULUYOR'
Prof. Kaynak, "Ülkemizin keşif, gözlem, haberleşme, ölçüm gibi alanlarda İHA ihtiyaçları bulunuyor. Bu ihtiyaçlara çözüm sunabilmek için bu projeye başladık.
Proje sonucunda elektrik motorlu ve enerjisinin yüzde 30'unu güneş enerjisinden sağlayan, kısa menzilde otomatik uçuş kontrol yeteneğine sahip, ileri kompozit malzemeden yapılmış 2 adet İHA geliştirilerek öncü uçuş testlerini başarıyla tamamladık. Uçağımız Google Earth üzerine işaretlenen alanlara otomatik pilotla rahat bir şekilde ulaşabiliyor" dedi.
'GECE GÖRÜŞ TAKILABİLİR'
İHA üzerinde halen geliştirme sürecinin devam ettiğini dile getiren Kaynak, "Azami kalkış ağırlığı 18 kg. olan mevcut sistem sadece batarya desteğiyle 90 dakika güneş enerjisi destekli olarak 120 dakika havada kalabiliyor.
Şimdilik gündüz görüntüsü alabiliyor. Biz bu uçağı test amacıyla geliştirdik. Bütçe sınırlıydı. Daha yüksek performansa sahip hava araçları yapabiliriz. İhtiyaca göre seçilecek yüksek çözünürlüklü kamera ve uzun menzilli haberleşme sistemleri vasıtasıyla gündüz depolanan enerjinin kullanımıyla geliştirilecek sistem gece de görüntü alabilir ve yer kontrol sisteminden anlık rota takibi yapılabilir" diye konuştu.
KİMLİK KARTI:
TAN-100
YAKIT: Güneş enerjisi ve batarya
GÖREV: Keşif, gözlem, haberleşme ve ölçüm
ÜRETEN: TK3-Teknik
AĞIRLIK: 18 KG
UÇUŞ SÜRESİ: 120 dk (Batarya 90 + güneş 30dk)
LED LAMBA, LED AMPÜL
![]() |
| LED LAMBA - LED AMPÜL |
LED LAMBA, LED AMPÜL
Fırat Kalkınma Ajansından (FKA) aldığı 177 bin liralık destekle kurduğu tesiste ayda 50 bin tasarruflu ampul üreten elektrik-elektronik mühendisi girişimci, sektörde söz sahibi olmayı hedefliyor.Elazığ İş Geliştirme Merkezindeki (İŞGEM) tesisinde üretime devam eden Abdullah Akın (30), AA muhabirine yaptığı açıklamada, Fırat Üniversitesi Elektrik-Elektronik Mühendisliği Bölümü'nden 2006 yılında mezun olduktan sonra ülkeye farklı bir ürün kazandırmayı hayal ettiğini söyledi.
Bu kapsamda, 2009 yılında hazırladığı "Yeni Nesil Tasarruflu ve Uzun Ömürlü LED'li Ampul Projesi" ile FKA'dan 177 bin lira makine desteği aldığını belirten Akın, bu destekle 2010 yılında Elazığ İŞGEM'de üretim tesisi kurduğunu dile getirdi.
Akın, tesisinde 2012 yılında seri üretime geçtiklerini kaydederek, "LED ampuller, 50 ve 75 vatlık akkor ampullere eş değer üretiliyor, tükettiği enerji ise sadece 6 vat. Bu anlamda dünyanın en verimli LED ampulü. Tasarruflu ampulden yüzde 40, eski akkor ampullerden yüzde 88 daha tasarruflu olduğunu ölçümlerimiz ve İstanbul Aydın Üniversitesinin ölçümleri sonucunda gönül rahatlığıyla söyleyebiliyorum" diye konuştu.
İstanbul'da geçen yıl düzenlenen Uluslararası LED Aydınlatma Fuarı'nda dünyanın dört bir yanından gelen firmalar arasında LED ampullerini görüceye çıkardığını aktaran Akın, yeni ve küçük olmalarına rağmen ortaya koydukları tasarımla büyük firmaların ilgisini çekmeyi başardıklarını anlattı.
"Dünyanın ileri gelen firmalarıyla ikili ilişkilerimiz devam ediyor" diyen Akın, "Ürettiğimiz LED ampullere Türkiye'den ve dünyadan çeşitli dev firmalar talip. Bu konuda azim ve kararlılıkla çalışmalarımızı, ikili görüşmelerimizi devam ettiriyoruz" ifadesini kullandı.
Dünya çapında mağazalar zincirine sahip Alman firmaya ürün verdiklerini vurgulayan Akın, aydınlatma konusunda dünyada otorite olmayı hedeflediklerini, bu amaçla aylık 50 bin olan üretim kapasitesini artırmayı planladıklarını dile getirdi.
- Soğutma sistemi, jet motorundan esinlenerek yapıldı
Ürettikleri ampul hakkında bilgi veren Akın, "Ürünümüzün optik kısmı konik şeklinde. Bu yapı sayesinde her yöne aydınlatma açısı sağlıyor" dedi.
Akın, şunları kaydetti:
"Ampulün optik kısmını Türk Patent Enstitüsünden (TPE) tescilledik. Minimum soğutucu boyutuyla maksimum verimlilik sağlıyor. Soğutma sistemi, jet motorundan esinlenerek yapıldı, kesinlikle ısınmaz. Bu sistem de TPE tarafından tescillendi. Böylelikle yaz aylarında iklimlendirme masrafları azaltılarak dolaylı tasarruf sağlanıyor ayrıca soğutma sistemi ve içerisinde kullanılan elektronik komponentlerin kalitesi sayesinde daha uzun ömürlü."
Ülkenin refahı için her kesimin ele ele verip üretim seferberliği başlatması gerektiğini vurgulayan Akın, "Hiçbir zaman ümidinizi kaybetmeyiniz. Mutlaka bir yerlerde, yaptığınız projenin, tasarladığınız ürünün veya sistemin kıymetini bilen değerli yatırımcılar bulabileceksiniz. FKA yetkilileri gerçekten bu projeye inandı ve gereken desteği en üst düzeyde verdi" değerlendirmesinde bulundu.
Kaynak: AA
28 Şubat 2014 Cuma
YERLİ ELEKTRİKLİ OTOMOBİL
![]() |
| YERLİ ELEKTRİKLİ OTOMOBİL ETOX |
YERLİ ELEKTRİKLİ OTOMOBİL ETOX
Ankaralı firma tarafından geliştirilen 2 yerli elektrikli otomobili Mercedes, Peugeot ve Volkswagen'in bazı modellerinde imzası bulunan Murat Günak tasarlayacak.TÜBİTAK'ın çağrısını yaptığı Türk malı elektrikli araç üretimi için 100 milyon liralık Ar-Ge desteği kapsamında finale kalan 6 projeden ikisi Ankaralı firma tarafından geliştirildi.
"Etox" adı verilen araçları tasarlayacak olan Murat Günak, AA muhabirine, yaklaşık 30 yıldır otomobil tasarladığını belirterek, son dönemde Mercedes grubunda görev aldığını, 2002'den beri sadece elektrikli araba üzerine çalıştığını dile getirdi.
Elektrikli otomobilin geleceğine inandığını, bu yüzden bütün gücünü bu alanda harcadığını anlatan Günak, "Türkiye'ye elektrikli otomobil kazandırmak istiyoruz ama sadece elektrikli araba yetmez çünkü insanların beğenmesi lazım. Biz bir marka kuracağız. Marka kurmadan insanlar bu arabayı beğenmezse, teknik açıdan ne kadar iyi olursa olsun, anlamı olmaz. Teknikle tasarımı bir araya getirip, çok güzel bir araba yapmak istiyoruz" ifadesini kullandı.
Projeyi tamamlayıp üretime başlamalarının 2 ya da 3 yılı bulacağını aktaran Günak, "Aklımda şahane bir tasarım var ama üzerinde çalışmak lazım. Şu anda her araba dinamik olmaya çalışıyor. Bizim arabamız da sportif ve dinamik olacak ama arabamız spor değil, ekonomik olacak" dedi.
- "Aile bütçesi için çok iyi olacak"
Projeyi geliştiren firmanın sahibi Ercan Malkoç ise elektrikli otomobillerin birkaç yıllık geçmişi olduğunu söyledi.
"Bu yüzden elektrikli otomobil, Türkiye için büyük fırsat ve büyük enerji olacak" diyen Malkoç, 4 prototip otomobil ürettiklerini vurguladı.
Elektrikli araçların her şeyden önce çevre dostu olduğuna, yakıt tüketimi açısından önemli tasarruf sağladığına dikkati çeken Malkoç, "Türkiye'de insanların maaşının 4'te biri yakıta gidiyor. İnsanlar şehir içinde ortalama 70-80 kilometre yol yapıyor. O da bence 'ekonomi ve aile bütçesi için çok iyi olacak' diye düşünüyorum. Şu an ürettiğimiz prototip 100 kilometrede 2 lira yakıyor. Bir insan günde 70 kilometre yol yapıyorsa 3 gün sadece 3 lirayla işine gidip gelebilecek" değerlendirmesinde bulundu.
Malkoç, araçlarının satışının yıl sonuna doğru başlayacağını kaydederek, TÜBİTAK'ın nihai değerlendirme toplantısına kalan 6 firmanın desteklenmesi gerektiğini, Murat Günak'ın kendilerine çok değer katan, önemli bir kişi olduğunu dile getirdi.
- "Araçlar hafif olmalı"
İngiliz Otomobil Firması Lotus'un Küresel Ticari Başkanı Martin Elbs de projeyi kazanmaları halinde Malkoçlar firması işbirliğiyle Türkiye'de güçlü bir ekip kurmak istediklerini ifade etti.
Elbs, Lotus için spor ya da elektrikli araba yapmanın birbirine çok benzediğine işaret ederek, "Spor araba, ne kadar hafif olursa o kadar süratli gider. Elektrikli arabanın hafif olması da pil gücünün daha verimli kullanılmasını sağlar. Onun için pek fark yok. Lotus alüminyumla çalıştığı için hafif araba yapmayı çok iyi biliyor" diye konuştu.
MASONLAR ANITKABİRİ ZİYARET ETTİ
![]() |
| MASONLAR ANITKABİRİ ZİYARET ETTİ |
Türkiye'nin farklı şehirlerinden Ankara'ya gelen Hür ve Kabul Edilmiş Masonlar Büyük Locası'na (HKMBL) bağlı masonlar, Cumhuriyet Bayramının 90. Yılı nedeniyle eşleri ve çocuklarıyla birlikte Anıtkabir'de bir araya geldi. Masonlara, dernek tarafından yaptırılarak Milli Eğitim Bakanlığı'na bağışlanan Derince ve Keçiören Kardeşler İlköğretim okullarının öğrencileri de katıldı. Toplu fotoğraf çekiminin ardından, HKMBL Büyük Üstadı Ömer Köker ailesi ile birlikte Atatürk'ün mozolesine çelenk koyarak saygı duruşundan bulundu. Törenin ardından Hür ve Kabul Edilmiş Masonlar Büyük Locası Büyük Üstadı Ömer Köker Anıtkabir defterini imzaladı
Kaynak: DHA
YORUMUM: Anlamadığım olay Atatürk kökü dışarıda diye masonları ülke topraklarından sürüyor. Nasıl oluyor da bunlar Atatürk'ün huzuruna çıkıyor çelenk bırakabiliyor. Ya masonlarda yada Atatürk'te bir çelişki var.
İNSAN NASIL ÖLÜYOR
![]() |
| İNSAN NASIL ÖLÜYOR |
Bilim adamları, nefes alıp vermenin ve kalp atışının durması olarak tanımlanan ölümün ardından vücuttaki her bir hücrenin kendi ölüm sürecini başlattığını keşfetti.
Hastaların tekrar hayata döndürülmesi uygulamaları ile ilgili New York Bilimler Akademi'sinde düzenlenen bir konferans, çok sayıda bilim adamını bir araya getirdi.
New York Eyalet Üniversitesi Tıp Fakültesi'nden Dr. Sam Parnia, konferansta yaptığı konuşmada, "Kişi, artık nefes almadığında ve kalbi durduğunda ölü kabul ediliyor. Eskiden bunu değiştirmek için hiç bir şey yapılamayacağı düşünülüyordu. Oysa yeniden canlandırma alanındaki son gelişmeler, kişinin kalbi durduktan saatler sonra bile tekrar yaşama döndürülebileceğini gösterdi" dedi.
Parnia, hücre düzeyindeki ölüm sürecinin saatler sürebildiğini ve geri çevrilmesinin mümkün olduğunu belirtti.
Columbia Üniversitesi Nöroloji Bölümü'nden Dr. Stephan Mayer ise "Eskiden kalbin tüm vücuda kan pompalamayı durdurmasından sonra kişinin oksijen ve gerekli besin maddelerinin eksikliği nedeniyle birkaç dakika içinde kalıcı beyin hasarına uğrayacağına inanılıyordu. Oysa kalp durduğunda, ölüm süreci daha yeni başlamış oluyor. Oksijen ve besin maddeleri yokluğuna bağlı beyin hasarı da çeşitli evrelerde meydana geliyor. Kalbin durmasından sonraki saniyeler içinde beyin aktivitesi etkileniyor ancak besinsiz kalan hücrelerin kendi ölüm sürecini başlatmaları dakikalar alıyor" dedi.
Pennsylvania Üniversitesi'nden Dr. Lance Becker, "Bir kişinin hücrelerine oksijen gitmediğinde hücrelere artık ölme vaktinin geldiği işaretini veren sinyaller gönderiliyor. Bilim, bu sinyalleri 'bekleyin' şeklinde değiştirme olanağına sahip" ifadesini kullandı.
Beyni ve kalbi saatlerce sessiz kaldıktan sonra herhangi bir beyin hasarına uğramadan tekrar yaşama dönen insanlar olduğunu hatırlatan Dr. Becker, bu vakalardaki en önemli etkenin vücut ısısının düşmesi olarak tanımlanan hipotermi olduğuna işaret etti.
Hipoterminin beynin oksijen ihtiyacını azaltarak ve hücre düzeyindeki ölüm sürecini durdurarak beyni koruduğuna işaret eden Becker, "Yine de sınırlar var. Beden soğutma teknikleri kalp krizi geçiren bazı hastaların yaşama geri dönmesini sağlarken bazılarında hasar öylesine büyük ki geri dönmek için çok geç oluyor" dedi.
Doğru bilinen yanlışlar
Ölümden geri dönmede, hastanın kalbi tekrar çalıştırıldıktan sonra nasıl tedavi edildiği ve hipoterminin ardından bedenin nasıl ısıtıldığının da büyük önem taşıdığının altını çizen Becker, "Bize hasta oksijensiz kalmışsa oksijen vermemiz ve kan basıncı düşükse yükseltmemiz gerektiği öğretiliyor. Oysa kalbin yeniden çalıştırılmasının ardından verilecek fazla miktarda oksijen, nörolojik hasarı artırıyor. Bu nedenle beyne giden oksijenin miktarını kontrol etmek hastanın tekrar yaşama döndürülmesinde büyük önem taşıyor" dedi.
Parnia ise kalp krizinin ardından hastanın tekrar yaşama döndürülmesi ve tedavi edilmesinde hipoterminin öneminin yıllardır bilinmesine rağmen hastanelerin hipotermiyi standart uygulama olarak kullanmadığına işaret etti.
Parnia, vücut ısısının düşürülmesi ve oksijen miktarının azaltılması ile hastanın herhangi bir beyin hasarına uğramadan yaşama geri dönme şansının artacağını belirtti.
Hayata geri döndürme işlemlerinin etik yanına değinen Mayer, "Beyin hasarı ile ölüm hakkında, yeterli bilgiye sahip değiliz. Hastanın ne kadar nörolojik hasara uğradığını ve bu hasarın geri çevrilip çevrilemeyeceğini de her zaman kesin bir biçimde kestiremiyoruz. Bu nedenle hastayla ilgili alınılacak acil kararlar, aslında devam edebilecek bir hayatın sona ermesine yol açabilir" ifadelerini kullandı.
TÜRKİYE'NİN EN UZUN TÜNELİ
![]() |
| TÜRKİYENİN EN UZUN TÜNELİ |
Tünel, Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç ile Ulaştırma, Denizcilik ve Haberleşme Bakanı Lütfi Elvan'ın katılımıyla, pazartesi günü vurulacak son darbeyle gün ışığıyla buluşacak.
Bursa Valiliğinden yapılan yazılı açıklamaya göre, yerel seçim çalışmaları kapsamında yarın Bursa'ya gelecek olan Arınç, 3 Mart Pazartesi 08.30'da Bakan Elvan ile Bursa'yı demir yolu ağına bağlayacak hızlı trenin Gürsu şantiyesinde incelemelerde bulunarak yetkililerden brifing alacak.
Buradan helikopterle İznik ilçesine geçecek olan Arınç ve Elvan 10.15'te İznik-Yenişehir karayolunun temel atma törenine katılacak.
Heyet, daha sonra Samanlı Tüneli'ne geçecek.
Gebze-Orhangazi-İzmir Otoyolu Projesi kapsamında yapılan ve "Türkiye'nin en uzun tüneli" unvanına sahip olacak Orhangazi Samanlı Tüneli, 12.20'de düzenlenecek törende vurulacak son darbeyle gün ışığı ile buluşacak.
Programlara Bursa Valisi Münir Karaloğlu da eşlik edecek.
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)














